Son yıllarda çocuklara verilen isimlere bakıyorum da toplumun ruh hâlindeki değişimi isimler üzerinden okumamak mümkün değil. Her yerde bir Ayaz, Poyraz, Doruk, Kuzey, Atlas, Yaman… Sanki çocuk değil, doğa olayı dünyaya getiriliyor. Biri fırtına, diğeri dondurucu soğuk, öteki aşılması güç bir zirve. İsimler giderek bir insanı çağırmaktan çok bir güç gösterisini andırıyor. Bu isimlerin kendileriyle bir meselem yok; beni rahatsız eden, onların etrafında oluşan gösterişli kimlik inşası. Sanki sıradan bir insan olmak artık yeterli değil. Daha beşikteyken sıra dışı, yenilmez, sert ve kudretli olmak gerekiyor.
Burada üzerinde düşünülmesi gereken bir ebeveynlik psikolojisi var. Özellikle erkek çocuklarına yüklenen sembolik beklentiler dikkat çekici. Bazı anne babalar, oğullarına isim vermekten ziyade onlara bir karakter, hatta bir kader biçmeye çalışıyor sanki. Ayaz gibi sert, Poyraz gibi sarsıcı, Doruk gibi erişilmez olsun istiyorlar. Çocuğun henüz bir kişiliği, iradesi, dünyaya ilişkin bir fikri yokken onun adına bir erkeklik manifestosu kaleme alınıyor. Acaba bu isimler çocuğun geleceğine duyulan bir temenninin mi, yoksa ebeveynlerin kendi hayatlarında eksik buldukları gücü çocuklarının kimliğinde telafi etme arzusunun mu ürünü?
Dahası, bütün bu tercihlerde tuhaf bir başkaldırı seziyorum. Geleneksel isimlere karşı sessiz bir mesafe, geçmiş kuşakların kültürel hafızasından uzaklaşma isteği ve her şeyden önemlisi farklı görünme telaşı… Mehmet, Mustafa, Ahmet veya Ali olmak sanki fazla sıradan, fazla tanıdık, fazla mütevazı bulunuyor. Oysa farklılaşma uğruna çıkılan bu yolun sonunda büyük bir tekdüzelik doğuyor. Herkes çocuğunu benzersiz kılmaya çalışırken aynı isimleri seçiyor. Özgünlük arayışı, kitlesel bir taklide dönüşüyor. Dün herkesin Mehmet olduğu mahallede bugün herkesin Poyraz olması, zihniyet bakımından sanıldığı kadar büyük bir yenilik sayılabilir mi?
Beni asıl düşündüren, isimlerin giderek bir kültürel aidiyet ifadesi olmaktan çıkıp ebeveynlerin estetik ve psikolojik beklentilerini sergilediği bir vitrine dönüşmesi. Elbette her ailenin isim tercihinin ardında aynı nedenler yoktur. Fakat çocuğun henüz kendisine ait bir hikâyesi oluşmadan ona olağanüstü bir hikâye yakıştırılması, çağımızın gösterişçi bireyselliği hakkında çok şey söylüyor. Artık yalnızca çocuklarımızı değil, onların isimleri üzerinden kendi arzularımızı da dünyaya getiriyoruz.
Belki de çağımızın en büyük çelişkisi burada saklı: Herkes güçlü isimler arıyor ama asıl ihtiyaç duyduğumuz şey güçlü karakterler. Bir çocuğa Poyraz adını vermek onu cesur, Doruk adını vermek onu erdemli, Atlas adını vermek onu dirençli yapmıyor. İnsanın kıymetini isminin heybeti değil, şahsiyetinin derinliği belirliyor. Ve galiba unuttuğumuz en temel gerçek de bu: İsim insana ağırlık kazandırmaz; insan ismine ağırlık kazandırır.
Cihad İslam YILMAZ sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.