Hamas Ne Zaman Silah Bırakmalı? – Haber7

Hamas Ne Zaman Silah Bırakmalı?

Gazze Ateşkes Mutabakatı’nın imzalanmasının üzerinden aylar geçti, ancak süreç ikinci aşamaya geçemedi. Bu süre zarfında Gazze’de yaşanan insani tablo ağırlaşarak devam ediyor: gıdaya erişim kısıtlı, sağlık sistemi çökmüş durumda, kışın yaklaşmasıyla birlikte barınacak evi olmayan milyonlarca insan iklim koşullarına karşı savunmasız kalmış durumda. Altyapının neredeyse tamamen tahrip olduğu bir bölgede yeniden inşa süreci başlamadan, uluslararası toplumun gündemine “Hamas’ın silah bırakması” tartışması taşınıyor. Bu tartışmanın, sürecin gerçek önceliklerini gölgelediğini söylemek mümkün.

Mutabakatın ikinci aşamasının merkezine Hamas’ın silahsızlanması yerleştirilirken, birinci aşamada vaat edilen insani yardım akışının, yeniden inşanın ve ablukanın kaldırılmasının büyük ölçüde askıda kaldığı görülüyor. Bu durum, sürecin dengesi hakkında ciddi sorular doğuruyor: Bir tarafa “silah bırak” talebi yöneltilirken, diğer tarafın yükümlülükleri -yıkımın onarılması, insani felaketin sona erdirilmesi, ablukanın kaldırılması- aynı ciddiyetle takip edilmiyor.

Hamas’ı sıradan bir silahlı grup olarak ele alan yaklaşımlar, Filistin siyasi hafızasındaki yerini görmezden geliyor. Onlarca yıldır süren işgal, ablukalar ve tekrarlanan askeri operasyonlar karşısında, Hamas geniş bir kesim için doğrudan bir direniş sembolüne dönüşmüş durumda. Bu bağlamda “silah bırakma” talebini yalnızca teknik bir güvenlik meselesi olarak sunmak, meselenin siyasi ve tarihsel boyutunu es geçmek anlamına gelir.

Egemenlik Olmadan Silahsızlanma Neden Sorunlu?

Uluslararası hukukta ve siyaset biliminde kabul edilen temel bir ilke vardır: Bir toplumun kendini savunma kapasitesinden vazgeçmesi, ancak o toplumun güvenliğini garanti edecek egemen bir yapı -yani bağımsız bir devlet ve onun meşru güvenlik güçleri- var olduğunda anlamlı hale gelir. Aksi halde silahsızlanma, mevcut güç dengesizliğini kalıcılaştırmaktan başka bir işlev görmez.

Bu çerçeveden bakıldığında, bağımsız bir Filistin devleti kurulmadan Hamas’ın silahlarını bırakması talebi, sonuçları itibarıyla sorunlu bir taleptir: Filistin tarafının elindeki tek pazarlık ve caydırıcılık unsurunu, karşılığında somut ve garantili bir siyasi kazanım olmaksızın ortadan kaldırmayı öngörür. Oysa tarihsel örnekler göstermektedir ki, direniş gruplarının silah bırakması ancak siyasi bir çözümün, anayasal güvencelerin ve iktidara ortaklığın parçası olarak gerçekleştiğinde kalıcı olmuştur. Siyasi çözüm olmadan dayatılan silahsızlanma talepleri ise genellikle geçici ateşkeslerin ötesine geçememiştir.

Hamas’ın Tüzel Kişiliği ve Devlet İnşası

Hamas’ın silahlı yapısının ortadan kaldırılması yerine, kurulacak bağımsız Filistin devletinin güvenlik mimarisine entegre edilmesi daha gerçekçi ve sürdürülebilir bir yol olabilir. Yani Hamas, kurucu unsurlardan biri olarak yeni devlet yapısına dahil olur, silahlı kadroları resmi güvenlik güçlerine katılır, siyasi kanadı ise diğer Filistinli aktörlerle birlikte demokratik süreçlere katılan bir parti hâline gelir. Bu senaryoda “silah bırakma” değil, “tekelleşme” -yani silahın meşru devlet otoritesi altında toplanması- söz konusu olur. Bu, Hamas’ın kimliğini yok etmeden, onu devlet kurumlarının bir parçası hâline getiren bir dönüşüm anlamına gelir.

Uluslararası toplumun bugün yaptığı hata, süreci tersinden kurgulamaktır: Önce silahsızlanma, sonra (belki) devlet. Oysa tarihsel tecrübe, kalıcı barışın ancak tersi bir sıralamayla -önce siyasi ufuk ve egemenlik güvencesi, sonra silahların meşru otoriteye devri- mümkün olduğunu göstermektedir.


Cihad İslam YILMAZ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Bir yanıt yazın