Bangsamoro Sandığa Giderken: Yarım Asırlık Moro Meselesinde Yeni Dönem
Filipinler’in güneyindeki Mindanao adasında yarım asrı aşkın süredir devam eden Moro meselesi, dünya kamuoyunda çoğu zaman göz ardı edilen ama kendi coğrafyasında milyonlarca insanın hayatını doğrudan şekillendiren bir çatışma çözümü örneği olarak durmaktadır. 1970’lerde Moro Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin (MNLF) silahlı mücadelesiyle başlayan, ardından Moro İslami Kurtuluş Cephesi’nin (MILF) sahneye çıkmasıyla farklı bir evreye giren bu süreç, 2014 yılında imzalanan Bangsamoro Kapsamlı Anlaşması ve onu takip eden 2018 tarihli Bangsamoro Özerklik Yasası ile hukuki bir çerçeveye kavuşmuştur. Bugün geldiğimiz noktada, 14 Eylül 2026’da yapılması planlanan ilk düzenli Bangsamoro Parlamentosu seçimleri, bu uzun sürecin belki de en kritik eşiğini oluşturmaktadır.
Moro meselesinin kökenlerine bakıldığında, karşımıza sömürge dönemine kadar uzanan bir aidiyet ve kimlik mücadelesi çıkar. Mindanao’nun Müslüman toplulukları, İspanyol ve ardından Amerikan sömürge yönetimleri boyunca kendi geleneklerini korumaya çalışmış, bağımsızlık sonrası Filipinler devletinin merkeziyetçi yapısı içinde ise ekonomik ve siyasi olarak geri planda kalmıştır. Bu geri kalmışlık, sadece bir yoksulluk meselesi değil, aynı zamanda derin bir temsil ve tanınma sorunudur. Moro halkının onlarca yıl süren mücadelesi, temelde kendi topraklarında kendi kaderini tayin etme talebinden başka bir şey değildir ve bu talebin meşruiyeti, uluslararası hukuk çerçevesinde de büyük ölçüde kabul görmüştür. Bu noktada altını çizmek gerekir ki, Mindanao Müslümanlarının bu mücadelesi, bölgesel ve küresel ölçekte dayanışma çağrıları da üretmiş, Türkiye başta olmak üzere pek çok Müslüman ülke ve sivil toplum kuruluşu, sürecin arabuluculuğunda ve barışın inşasında yapıcı bir rol üstlenmiştir.
2014 Anlaşması’nın imzalanmasından bu yana geçen on yılı aşkın sürede, Bangsamoro Özerk Bölgesi (BARMM) kurumsal olarak önemli bir yol kat etmiştir. MILF’in siyasi kanadı olarak kurulan Birleşik Bangsamoro Adalet Partisi (UBJP) ve bölgenin kurucu Başbakanı Hacı Murad İbrahim liderliğindeki geçiş hükümeti, silahsızlanma sürecini büyük ölçüde tamamlamış, binlerce eski savaşçının sivil hayata entegrasyonunu desteklemiş ve bölgesel yönetim kapasitesini adım adım inşa etmiştir. Bu, çatışma çözümü literatüründe nadiren görülen bir başarı hikâyesidir. Moro halkının bu süreçte gösterdiği sabır, kurucu liderlerin ifadesiyle “barışın bir gecede gelmediği” gerçeğiyle yüzleşerek ilerleme iradesi, takdiri hak eden bir olgunluk örneğidir.
Bununla birlikte, sürecin önünde hâlâ ciddi engeller bulunduğunu görmezden gelmemek gerekir. En somut sorun, geçiş döneminin defalarca uzatılmış olmasıdır. Başlangıçta 2022 yılında yapılması planlanan ilk düzenli seçimler, önce 2025’e, ardından 2026’ya ertelenmiştir. Bu ertelemelerin gerekçesi resmi olarak idari kapasite eksikliği ve güvenlik hazırlıkları olarak sunulsa da, yerel siyasetin (bu bölgede “rido” olarak bilinen aile ve klan çatışmaları) etkisiyle ve merkezi hükümetle Bangsamoro yönetimi arasındaki mali paylaşım müzakereleriyle de yakından ilişkili olduğunu belirtmektedir. Seçimlerin tekrar ertelenmeden, şeffaf ve kapsayıcı biçimde gerçekleştirilmesi, sürecin uluslararası ve yerel meşruiyeti açısından belirleyici olacaktır.
İkinci önemli mesele, güvenlik boyutudur. MILF ana akımının silahsızlanma taahhüdüne büyük ölçüde sadık kalmasına rağmen, bölgede hâlâ Ebu Seyyaf gibi küçük gruplar ve MILF’ten kopan bazı hizipler faaliyet göstermektedir. Bu grupların varlığı, ana akım Moro hareketinin barışçıl ve kurumsal yönelimiyle karıştırılmamalıdır; nitekim bizzat Bangsamoro yönetimi bu marjinal unsurlara karşı en kararlı tavrı takınan taraflardan biridir. Ancak bu gerçek, güvenlik zafiyetlerinin siyasi sürece zarar verme potansiyelini de ortadan kaldırmamaktadır. Barış sürecinin sürdürülebilirliği, büyük ölçüde bu marjinal şiddetin izole edilmesine ve ana akım Moro toplumunun barış projesine olan güveninin sarsılmamasına bağlıdır.
Üçüncü boyut, ekonomik kalkınmadır. Mindanao, Filipinler’in en yoksul bölgelerinden biri olmaya devam etmektedir; ancak son yıllarda özellikle BARMM içinde yoksulluk oranlarında kayda değer bir gerileme ve yatırım ortamında bir canlanma gözlemlenmektedir. Bu, barışın somut ve ölçülebilir bir “barış temettüsü” ürettiğinin göstergesidir ve halkın sürece olan desteğinin en önemli dayanaklarından birini oluşturmaktadır. Halkın hükümeti desteklediği ölçüde üretim ve yatırımın arttığı yönündeki gözlemler, barış sürecinin yukarıdan aşağıya dayatılan bir formül değil, toplumsal tabanda karşılık bulan, yaşayan bir proje olduğunu göstermektedir. Bölgenin turizm potansiyeli, doğal kaynakları ve genç nüfusu, istikrarın kalıcı hale gelmesi durumunda önemli bir kalkınma fırsatı sunmaktadır.
Dördüncü ve belki de en hassas boyut, Mindanao’nun çok dinli demografik yapısıdır. Bu noktada Moro liderliğinin, kurucu belgelerinde ve söyleminde kapsayıcı bir vatandaşlık anlayışını benimsemiş olması, sürecin sadece dar bir kimlik siyasetine hapsolmadığının, aksine çoğulcu bir yönetim modeli inşa etme iddiasında olduğunun önemli bir kanıtıdır. Uzun süredir çatışma yaşamış toplulukların “beyaz sayfa açma” çabası kolay olmasa da, bu yöndeki iradenin varlığı başlı başına umut vericidir.
Cihad İslam YILMAZ sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.