Murat Kurum’un Şehircilik Vizyonu

Murat Kurum’un Şehircilik Vizyonu

Şehirleri yalnızca yapı kümeleri olarak görmek, onları ruhsuzlaştırmak demektir. Oysa bir şehir; hafızası olan, yaşayan, nefes alan ve zamanla olgunlaşan bir varlıktır. Murat Kurum’un şehircilik yaklaşımı, bu derin farkındalıkla şekillenmiş; şehirleri bir “medeniyet tasavvuru”nun tezahürü olarak ele almıştır. Moderniteyle gelen kopuşları telafi eden, fakat teknolojiyi ve çağın ihtiyaçlarını da göz ardı etmeyen bu yaklaşım; geçmişi merkeze alan fakat geleceğe yönelen bir bakışın ürünüdür.

Murat Kurum, şehircilik uygulamalarında üç temel sacayağını ön plana çıkarmıştır: insan, doğa ve tarih. Bu üç unsurun dengeli bir şekilde bir araya gelmediği hiçbir kentsel projenin uzun ömürlü ve sürdürülebilir olmayacağı anlayışı, onun bakanlık dönemi boyunca benimsediği politikaların zeminini oluşturmuştur. Özellikle “insanı merkeze alan şehircilik” vurgusu, yalnızca yapı üretimine değil, yaşanabilir alanların tasarlanmasına yönelik bir hassasiyeti ortaya koymuştur. Konutların sadece fiziki güvenliğini sağlamakla kalmayıp, sosyal uyum ve aidiyet duygusunu da inşa etmeyi hedefleyen bir şehircilik anlayışı hâkimdir.

Bu anlayışın pratikteki karşılığı, projelerin yalnızca teknik ya da finansal değil, aynı zamanda sosyolojik ve kültürel temellere oturtulmasıdır. Kurum döneminde uygulamaya konulan birçok projede, yerel halkın katılımı sağlanmış, vatandaşın rızası temel alınmış ve süreçlere şeffaflık kazandırılmıştır. Bu yönüyle, Türkiye’nin daha önce deneyimlediği tepeden inmeci kentsel müdahale pratiklerinden farklılaşan bir model geliştirilmiştir. Bu modelde devlet, sadece düzenleyici değil; aynı zamanda toplumsal uyumu gözeten bir aktör olarak konumlanmıştır.

Bir diğer önemli boyut ise çevresel hassasiyettir. Yeşil alanların artırılması, millet bahçeleri gibi yeni nesil kamusal mekânlar, çevre dostu yapı standartları ve geri dönüşüm uygulamaları bu vizyonun somut çıktılarındandır. Ayrıca tarihi dokunun korunması konusunda gösterilen titizlik, modern şehircilik anlayışının “hafıza”yı dışlamadan inşa edilebileceğini ortaya koymaktadır.

Tüm bu nitelikleriyle Murat Kurum’un şehircilik vizyonu, teknik donanımın ötesine geçen bir anlam taşımaktadır. Şehir; Kurum’un politikalarında sadece bir altyapı meselesi değil, aynı zamanda bir medeniyet göstergesi, bir toplumsal birlik alanı ve bir kültür taşıyıcısı olarak ele alınmıştır. İşte bu bütüncül anlayış, onu sıradan bir bakan değil, kent estetiği ve kimliği üzerine düşünmüş bir devlet adamı hâline getirmektedir.

AFET SONRASI YENİDEN İNŞA SÜRECİ: 6 ŞUBAT DEPREMLERİ VE HIZLI MOBİLİZASYON

2023 yılının 6 Şubat sabahı, Türkiye’nin yakın tarihindeki en yıkıcı afetlerinden biriyle sarsıldı. Kahramanmaraş merkezli meydana gelen ve 11 ili doğrudan etkileyen bu büyük deprem, yalnızca yapı stoğunu değil, toplumsal dayanıklılığı, kriz yönetim kapasitesini ve şehircilik anlayışını da sınayan bir kırılma noktası oldu. İşte tam bu anda, Murat Kurum’un liderliğinde yürütülen yeniden inşa süreci, alışılmış bürokratik reflekslerin ötesine geçen bir hız, kapsam ve kararlılıkla hayata geçirildi.

Depremin ardından geçen ilk 48 saat içinde kurulan koordinasyon merkezleri, hasar tespit çalışmalarının eş zamanlı olarak başlatılması ve barınma alanlarının hızla planlanması, afet yönetiminde merkezi otoritenin etkinliğini gösteren ilk örneklerdi. Ancak esas dikkat çekici olan, kalıcı konut projelerinin tasarlanması ve inşasına dair süreçlerin olağanüstü bir süratle yürütülmesiydi. Diyarbakır’da 10 bin konutun 6 bininin birkaç ay içinde tamamlanıp teslim edilmesi, sadece bir mühendislik başarısı değil, aynı zamanda bir organizasyon ustalığıydı.

Bu süreçte kullanılan model, geleneksel afet sonrası yeniden inşa kalıplarının ötesine geçmiştir. Kalıcı konut projeleri, yalnızca barınma ihtiyacını karşılamakla kalmamış; sosyal donatılarla desteklenen, çarşıları, ibadet yerleri, okulları ve parklarıyla yaşanabilir mahalleler oluşturulmuştur. Böylece, şehirler sadece fiziksel olarak değil, sosyolojik olarak da yeniden inşa edilmiştir. Bu yaklaşım, modern şehircilik literatüründe “bütüncül afet sonrası dönüşüm modeli” olarak tanımlanabilecek bir paradigma sunmaktadır.

Kurum’un öncülüğünde uygulanan bu strateji, şehirleri birer afet sonrası rehabilitasyon sahası değil, yeniden ayağa kaldırılan birer yaşam merkezi olarak ele alma becerisi göstermiştir. Projelerde zemin etütleri, iklim koşulları, mimari doku ve yerel ihtiyaçlar birlikte değerlendirilmiş; tek tipleşmiş, ruhsuz konut üretimi yerine, kimlikli ve dirençli yaşam alanları oluşturulmuştur.

KENTSEL DÖNÜŞÜM VE SÜRDÜRÜLEBİLİR ŞEHİRLER

Kentsel dönüşüm, Türkiye’nin şehircilik gündeminde artık sadece fiziki yapıların yenilenmesini değil, sosyolojik ve çevresel dengelerin yeniden kurulmasını zorunlu kılan bir ihtiyaç hâlini almıştır. Murat Kurum’un bakanlığı döneminde ortaya koyduğu dönüşüm vizyonu, bu ihtiyacı klasik imar mantığıyla değil; geleceği öngören, şehirlerin ruhunu koruyarak yeniden inşa eden bir yaklaşım içinde ele almıştır. Bu yaklaşımın merkezinde ise “dirençli şehirler” fikri yer alır.

Kurum’un çizdiği vizyon çerçevesinde İstanbul başta olmak üzere birçok büyükşehirde riskli yapı stoğu sistemli biçimde yenilenmiştir. Özellikle İstanbul’da hedeflenen 600 bin konutun dönüşüm süreci, sadece deprem güvenliğini sağlamakla kalmamış; aynı zamanda sosyal adaletin, mülkiyet hakkının ve yaşanabilir çevrelerin oluşturulmasının temel bir parçası olarak ele alınmıştır. Bu dönüşüm, “insan evinde güvende hissedecek” ilkesiyle yola çıkmış; vatandaş rızası gözetilerek, zorlayıcı değil uzlaştırıcı yöntemlerle ilerlemiştir.

Dönüşüm sürecinde dikkate değer olan bir başka boyut da “rezerv alan” yaklaşımıdır. Murat Kurum, plansız kentleşmenin çözümünü mevcut yapıları yalnızca yerinde dönüştürmekte değil; aynı zamanda sağlam zeminlerde, yeni ve planlı yaşam alanları inşa etmekte görmüştür. Bu vizyonla geliştirilen projeler, modern altyapıya sahip, sosyal yaşamı destekleyen, iklim dostu mahalleler olarak kurgulanmıştır. Böylece, kentsel dönüşüm yalnızca riskli yapıları yıkmakla sınırlı kalmamış; Türkiye’nin şehircilik kültürüne yepyeni bir katman daha eklemiştir.

Ayrıca, sürdürülebilirlik perspektifi Kurum’un politikalarının temel sütunlarından biri olmuştur. Bakanlığı döneminde devreye alınan “Sıfır Atık” projesi, çevre bilincini kentsel planlama düzeyine taşıyan önemli bir adımdır. Bu bütüncül bakış, şehirleri doğaya rağmen değil; doğayla uyum içinde inşa etmenin mümkün olduğunu göstermiştir.

Kurum’un vizyonu, yalnızca günümüzün sorunlarını çözmeyi değil; geleceğin şehirlerine bugünden hazırlıklı olmayı amaçlayan bir yol haritasıdır. Akıllı şehir teknolojileri, ulaşım entegrasyonu, atık yönetimi ve yenilenebilir enerji altyapıları gibi alanlarda atılan adımlar, şehirleri yalnızca güvenli değil; aynı zamanda üretken, yaşanabilir ve çevresel olarak dengeli birer organizma hâline getirmeyi hedeflemiştir.

MUHALİF YEREL YÖNETİMLERLE DİYALOG VE ORTAK ZEMİN ARAYIŞI

Türk siyasal hayatında, merkezi yönetim ile yerel yönetimler arasındaki ilişkiler çoğu zaman gerginlikler, yetki tartışmaları ve politik kutuplaşmalar çerçevesinde şekillenmiştir. Özellikle büyükşehirlerin muhalefet partilerince yönetildiği son dönemde, bu gerilimli ilişkinin şehircilik projelerini sekteye uğrattığı örnekler kamuoyunun gündeminde yer bulmuştur. Ancak Murat Kurum’un şehircilik politikaları, bu alışıldık siyasi reflekslerin dışında, iş birliğini esas alan, uzlaşıyı önceleyen ve “şehir için siyaset değil, hizmet üretimi” odaklı bir yaklaşımın örneğini sunmuştur.

Kurum’un dikkat çeken özelliklerinden biri, ideolojik farklılıkları şehirlerin refahı önünde bir engel olarak görmemesidir. Onun bakış açısında, şehirde yaşayan her birey kamunun muhatabıdır ve bir belediyenin siyasi kimliği, bakanlıkla kuracağı ilişkiyi zedelememelidir. Bu anlayış, İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyükşehirlerde yürütülen bazı projelerde açıkça gözlemlenmiştir. Muhalif belediyelerin dahi kamuoyuna açık şekilde Kurum’un yaklaşımını takdirle karşılaması, bu siyaset-üstü yönetişim tarzının ne denli nadir ama değerli olduğunu göstermektedir.

Özellikle afet sonrası süreçlerde belediyelerle kurulan hızlı koordinasyon, her türlü polemik zeminini dışarıda bırakarak, insan merkezli ve çözüm odaklı bir refleksin ürünü olmuştur. Örneğin; Hatay ve Adıyaman gibi illerde yerel yöneticilerle yapılan toplantılarda siyasi ayrım gözetilmeksizin destek sağlanması, kriz zamanlarında nasıl bir kapsayıcı liderlik yürütüldüğünü ortaya koymuştur. Bu tutum, Türkiye’de şehircilik pratiğini kurumsal istikrar ve siyasal olgunluk açısından ileri taşıyan bir örnek teşkil etmiştir.

Kurum’un muhalefetle kurduğu bu yapıcı ilişki, teknik kapasite ile demokratik kültürü buluşturan bir eşgüdüm anlayışına dayanır. Bu bağlamda, belediyelerle yapılan protokoller, ortak zeminlerde geliştirilen projeler ve şehirle ilgili alınan kararlarda istişare kültürünün öne çıkarılması, sadece proje yönetimi değil, kamu yönetimi açısından da model niteliği taşır.

Bu yaklaşım, merkezi yönetimin yerel yönetimleri vesayet altında tutan klasik anlayışını sorgulatan bir derinliğe sahiptir. Tam tersine, Murat Kurum döneminde geliştirilen pratikler, yerel aktörlerin kapasitelerini tanıyan ve onları süreçlere dahil eden bir şehircilik modelini işaret etmiştir. Şehir, bu modelde bir çatışma zemini değil; ortak aklın ve müşterek geleceğin inşa edildiği bir alan hâline gelmiştir.


Cihad İslam YILMAZ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın