Yeni Nesil Mafya Yapılanması

Son yıllarda Türkiye’de toplumsal güvenlik yapısını derinden sarsan yeni bir olgu belirmektedir: internet üzerinden örgütlenen, çoğunluğu 18 yaş altı bireylerden oluşan “yeni nesil mafyalar.” Bu yapıların klasik organize suç örgütlerinden farkı yalnızca yaş profillerinde değil; örgütlenme biçimleri, meşruiyet üretme stratejileri ve teknolojiyi kullanma kabiliyetlerinde de kendini göstermektedir. Dijital mecraların, özellikle de sosyal medyanın, suçu estetize eden bir “yaşam tarzı” biçimine dönüştürülmesiyle birlikte, suçun kültürel temsili cazip hale gelmekte; yasa dışı eylem, gençler arasında bir tür kimlik ifadesi, güç gösterisi ve aidiyet biçimi olarak görünürlük kazanmaktadır.

Türkiye’de organize suç, tarihsel olarak genellikle toplumsal dokunun içinde şekillenmiş; mahalli otoriteyle, ekonomik çıkarlarla veya siyasal süreçlerle bağlantılı biçimde varlık göstermiştir. Cumhuriyet döneminde farklı evrelerden geçen bu yapılar, yerel güç ilişkilerinin, ekonomik fırsat eşitsizliklerinin ve zaman zaman devletle kurdukları dolaylı temasların gölgesinde gelişmiştir. Ancak bugün tanık olunan olgu, klasik mafya kavrayışının ötesindedir. Yeni nesil mafya yapılanmaları, fiziksel mekândan bağımsız, dijital ağlar üzerinden gevşek hiyerarşilerle örgütlenmekte; üyeler arası sadakat duygusu, geleneksel “aile” kavramından çok, çevrimiçi kimlikler ve takipçi sayıları üzerinden inşa edilmektedir.

Bu dönüşüm, sadece suçun biçimini değil, güvenliğin anlamını da değiştirmektedir. Artık tehdit, belli bir coğrafyada “alan hâkimiyeti” kuran geleneksel mafya liderlerinden değil; bir telefon ekranı üzerinden binlerce genci etkileyebilen, kendini bir “dijital ikon” olarak konumlayan bireylerden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla güvenlik, fiziksel alanın korunmasından ziyade, dijital etki alanlarının yönetilmesi meselesine dönüşmektedir.

Burada üzerinde durulması gereken en önemli husus, bu gençlerin çoğunun sosyoekonomik yoksunluk, aidiyet eksikliği ve gelecek perspektifi kaybı gibi nedenlerle bu yapılara yöneliyor oluşudur. Mafyatik kimlik, bir çeşit “alternatif güç” alanı sunmakta; toplumsal sistemin dışında kalan gençler için bir statü, görünürlük ve anlam kaynağı haline gelmektedir. Bu durum, güvenlik sorununu yalnızca kolluk gücünün değil, aynı zamanda eğitim, sosyal politika ve medya düzenlemelerinin de ilgi alanına sokmaktadır.

TÜRKİYE’DE MEVCUT DURUM ANALİZİ

Türkiye’de son yıllarda, internet üzerinden örgütlenen ve yaş ortalaması giderek düşen suç ağlarının varlığı gözle görülür biçimde artmıştır. Emniyet Genel Müdürlüğü’nün siber suç operasyonları ve kamuoyuna yansıyan davalar, yeni bir organize suç modelinin şekillenmekte olduğunu göstermektedir. Bu yapıların önemli bir kısmı, klasik “mafya” örgütlenmelerinden farklı olarak belirli bir bölge ya da ekonomik sektör üzerinde tekel kurma arayışında değildir; bunun yerine, dijital mecralarda güç, görünürlük ve “ün” üretimi üzerinden hareket eden, parçalı ve ağ tipi yapılanmalardır.

Söz konusu oluşumların en dikkat çekici özelliği, örgütlenme biçiminin dijital tabanlı ve yaş olarak genç bir profile dayanmasıdır. Örneğin kamuoyunda “Daltonlar” olarak bilinen grup, TikTok ve Instagram gibi platformlarda paylaştıkları lüks yaşam, silahlı güç gösterileri ve mafyatik estetikle gençleri cezbetmekte; üyelerini, çevrimiçi bir “aidiyet kültü” aracılığıyla kazanmaktadır. Bu tür yapılar, suçun yalnızca bir gelir kapısı değil, aynı zamanda bir “imaj” ve kimlik aracı olarak içselleştirildiği bir kültürel ortam yaratmaktadır.

YENİ DİNAMİKLER VE ÖZELLİKLER

Yeni nesil mafya yapılanmalarının en belirgin özelliği, suçun artık sokakta değil, ekranda başlamasıdır. Suçun icrası çoğu zaman fiziksel dünyada gerçekleşse de, örgütlenme, motivasyon ve aidiyet tamamen dijital bir düzlemde inşa edilir. Bu durum, yalnızca teknolojinin sunduğu yeni araçların kullanımıyla açıklanamaz; burada esas mesele, dijital kültürün suçun anlam dünyasını yeniden biçimlendirmesidir.

Sosyal medya, gençler için artık yalnızca iletişim mecrası değil, kimliğin üretildiği ve onaylandığı bir alandır. Yeni nesil mafya grupları, bu zemini ustalıkla kullanarak, “güçlü olmanın”, “saygı görmenin” ve “hızlı zenginleşmenin” simgesel anlatılarını üretir. TikTok, Instagram ve Telegram gibi platformlar üzerinden paylaşılan silahlı videolar, lüks otomobiller, marka giyim unsurları ve meydan okuyan söylemler, gençlerin psikolojik dünyasında “mafya = özgür birey” denkliğini kurar. Bu noktada suç, artık yasa dışı bir eylem değil; sisteme, düzene ve otoriteye karşı bir alternatif yaşam biçimi olarak konumlanır.

Bu süreçte “görülmek” ve “beğenilmek” kavramları, örgüt aidiyetinin temel motivasyonudur. Genç bir birey, bir mafya grubuna katılarak maddi kazançtan önce sembolik bir statü kazanır: takipçi sayısı artar, çevresinde korku ve hayranlık uyandırır, görünür olur. Bu görünürlük, dijital çağın yeni “güç göstergesi”dir.

Geleneksel mafyaların hiyerarşik piramidine karşın, yeni nesil mafyalar ağ tipi, yatay ve esnek bir yapılanma gösterir. Bir merkez ya da tek lider yerine, dijital ortamda birbirine gevşek bağlarla bağlı mikro-gruplar bulunur. Her grup, kendi içinde bağımsız kararlar alabilir, farklı şehirlerde veya hatta ülkelerde faaliyet gösterebilir.

Bu yapı, iki önemli avantaj sağlar: Birincisi, kolluk kuvvetlerinin operasyonel tespiti zorlaşır; çünkü örgüt, sabit bir liderliğe veya fiziki merkeze sahip değildir. İkincisi, sistem sürekli yenilenebilir; bir grubun çökertilmesi, diğerinin anında ortaya çıkmasını engellemez. Dolayısıyla devletin klasik istihbarat ve operasyon mantığı, bu akışkan, sınır tanımaz ağ modeli karşısında zayıf kalmaktadır.

Yeni mafyaların bir diğer ayırt edici özelliği, suçun popüler kültür içinde estetize edilmesidir. Dijital videolar, müzik klipleri, diziler ve rap kültürü, mafyatik dili yeniden üretir. Böylece organize suç, hem “tehlikeli” hem “çekici” bir kimlik olarak dolaşıma girer. Bu durum, özellikle 15–20 yaş aralığındaki genç erkekler için güçlü bir aidiyet ve kahramanlık duygusu yaratmaktadır.

Bu kültürel dönüşüm, yalnızca medya etkisiyle değil, aynı zamanda toplumsal temsildeki boşluklarla da ilgilidir. Ailelerin ve eğitim kurumlarının gençlere sunduğu kimlik modelleri zayıfladıkça; sosyal medya, bu boşluğu “mafya estetiğiyle” doldurur. Böylece suç, bir protesto biçiminden çıkıp, yeni bir erkeklik performansı haline gelir.

Bu yeni dinamiklerin en tehlikeli boyutu, örgütlerdeki yaş ortalamasının dramatik biçimde düşmesidir. 18 yaş altı bireylerin suç örgütlerine dâhil edilmesi, yalnızca hukuki değil, sosyolojik bir krizi de beraberinde getirir. Türk Ceza Kanunu’nda çocukların ceza sorumluluğu sınırlıdır; bu da örgütlerin stratejik biçimde “çocuk failleri” kullanmasına zemin hazırlar. Böylece cezasızlık algısı güçlenir, suçun yeniden üretimi kolaylaşır.

Bu noktada mesele, yalnızca gençlerin suça karışması değil, devletin “koruma yükümlülüğü”nün yeniden tanımlanmasıdır. Çünkü 17 yaşında bir birey, bir yandan suç işleyebilecek kadar örgütlü davranırken, diğer yandan hukuken “korunması gereken çocuk” statüsündedir. Bu ikili durum, hem güvenlik güçleri hem hukuk sistemi hem de toplum açısından derin bir etik ve kurumsal ikilem yaratmaktadır.

Bu tablo, Türkiye’nin güvenlik mimarisinin ve suçla mücadele stratejilerinin köklü bir dönüşüme ihtiyaç duyduğunu göstermektedir. Artık mesele, yalnızca “suçu önlemek” değil; suçun kültürel çekiciliğini azaltmak, dijital kimlik alanlarını yeniden tanımlamak ve genç bireylerin aidiyet arayışını meşru kanallara yönlendirmek meselesidir.

Yeni nesil mafya yapılanmaları, klasik yöntemlerle tespit edilemeyen, çok katmanlı bir tehdit alanı yaratmaktadır. Bu tehdit yalnızca suçun artışıyla değil, suçun anlamının, araçlarının ve aktörlerinin değişmesiyle ilgilidir. Devletin güvenlik kurumları, artık yalnızca “suçu işleyen” kişiyi değil, suçu dijital olarak yeniden üreten kültürel ve teknolojik ekosistemi de anlamak zorundadır.

Yeni nesil mafyaların en yıkıcı etkisi, toplumsal güvenlik ve kültürel süreklilik üzerindedir. Bu gruplar, suçu bir “statü” biçimine dönüştürerek, genç bireylerin değer dünyasını dönüştürmekte; eğitim, emek ve meşru başarı yollarını değersizleştirmektedir. Sosyal medyada oluşturulan “lüks hayat – kolay kazanç – saygı gören suçlu” anlatısı, yoksul semtlerdeki gençler için bir çıkış kapısı gibi görünür.

Bu durum, toplumun tabanında bir ahlaki çözülme yaratmaktadır. Devlete, adalete ve eğitim sistemine duyulan güven azaldıkça, suça yönelim “meşru bir seçenek” haline gelir. Böylece güvenlik meselesi, yalnızca kolluk kuvvetlerinin değil; ailelerin, okulların, dini ve kültürel kurumların da ortak sorumluluğuna dönüşür. Toplumun kültürel bağ dokusu zayıfladığında, devletin güvenlik kapasitesi ne kadar güçlü olursa olsun, kalıcı istikrar sağlanamaz.


Cihad İslam YILMAZ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın