MİT’in Mossad’a Yönelik Operasyonları
İstihbarat faaliyetleri, uluslararası ilişkiler disiplininde uzun süre “gölge alan” olarak kalmış, ancak Soğuk Savaş’tan itibaren giderek akademik ilginin merkezine yerleşmiştir. Michael Warner’ın ifadesiyle istihbarat, “devletlerin geleceği öngörmek ve kendi çıkarlarını korumak için başvurduğu organize bilgi üretim süreci” olarak tanımlanabilir. Bu tanım, istihbaratın yalnızca bilgi toplama faaliyeti olmadığını; aynı zamanda devletin stratejik karar alma süreçlerinin ayrılmaz bir parçası olduğunu göstermektedir.
İstihbarat örgütleri arasındaki rekabet, uluslararası siyasetin görünmeyen fakat en keskin mücadele alanlarından biridir. Richard K. Betts’in belirttiği üzere, casusluk faaliyetleri çoğu zaman devletlerarası ilişkilerdeki diplomatik ve askeri gerilimlerden daha kalıcı etkiler bırakabilmektedir. Bu bağlamda Mossad ve MİT arasındaki rekabet, yalnızca iki örgütün taktiksel karşılaşmaları olarak değil; Türkiye-İsrail ilişkilerindeki tarihsel dalgalanmaların ve bölgesel jeopolitiğin bir yansıması olarak da okunmalıdır.
Soğuk Savaş sonrası dönemde güvenlik çalışmaları, askeri tehditlerden ibaret olmayan daha geniş bir çerçeveye kavuşmuştur. Mossad’ın Türkiye’de yürüttüğü casusluk faaliyetleri yalnızca askeri bilgi toplama çabası değil; aynı zamanda ekonomik, toplumsal ve diplomatik güvenlik alanlarına müdahale girişimi olarak değerlendirilebilir. Özellikle Filistinlilere yönelik keşif ve takip faaliyetleri, Türkiye’nin bölgesel pozisyonunu hedef alan asimetrik tehdit örnekleridir.
Çağdaş güvenlik ortamında hibrit savaş kavramı, konvansiyonel askeri güç ile siber saldırılar, propaganda, ekonomik baskı ve casusluk gibi gayri nizami yöntemlerin iç içe geçtiği bir yapıyı ifade etmektedir. MİT’in son yıllarda Mossad’a yönelik yürüttüğü operasyonlar, Türkiye’nin hibrit tehditlere karşı geliştirdiği refleksleri göstermesi bakımından önemlidir. Kripto para üzerinden yapılan ödemelerin deşifre edilmesi, hibrit savaşın finansal boyutuna dair çarpıcı bir örnektir.
Mossad’a Yönelik Operasyonların Kronolojik ve Analitik İncelemesi
MİT’in 2022 sonunda gerçekleştirdiği operasyon, Mossad’ın Türkiye’deki faaliyetlerinin yöntemsel boyutunu açığa çıkarmıştır. Özel dedektifler ve taktik saha elemanları üzerinden bilgi toplama girişimleri, doğrudan devlet görevlilerinin yerine “gri aktörler” kullanma stratejisini ortaya koymaktadır. Dokuz şüpheliden yedisinin yakalanmasıyla sonuçlanan bu operasyon, Mossad’ın Türkiye’de taşeron aktörler aracılığıyla etkinlik kurmaya çalıştığını göstermiştir. Bu yöntem, istihbarat literatüründe inkâr edilebilirlik stratejisinin tipik bir örneğidir.
2024 başında yürütülen operasyon ile birlikte, 34 kişi İsrail adına casusluk yapmaları nedeniyle suçüstü yakalanmıştır. Bu operasyonun en çarpıcı yönü, Mossad’ın faaliyetlerinin doğrudan Türk devletini değil, Türkiye’de yaşayan Filistinlileri hedef almasıdır. Bu durum, istihbarat örgütlerinin üçüncü aktörler üzerinden baskı kurma stratejisini gözler önüne sermektedir. Filistinli mülteciler ve aktivistler üzerindeki keşif, takip ve darp girişimleri, Türkiye’nin bölgesel politikalarına yönelik dolaylı bir mesaj niteliğindedir. Aynı zamanda MİT’in bu ağı deşifre etmesi, Türkiye’nin yalnızca kendi güvenliğini değil, ülkesinde ikamet eden üçüncü tarafları da koruma kapasitesini ortaya koymuştur.
Mossad’a bilgi sızdırdığı belirlenen yedi kişinin yakalanmasıyla sonuçlanan Mart 2024 operasyonu, istihbaratın insan unsuruna (HUMINT) yaptığı yatırımın önemini göstermektedir. Eski bir kamu personeli olan Hamza Turhan Ayberk’in özel dedektiflik üzerinden Mossad’a bilgi aktarması, finansal motivasyonların casuslukta ne denli etkili olabileceğini açığa çıkarmıştır. Burada dikkat çekici nokta, kamu kurumlarında görev yapmış kişilerin bilgiye erişim kapasitelerinin, istihbarat örgütleri için öncelikli hedef olmasıdır. MİT’in bu sızmayı engellemesi, iç güvenlik ve kamu kurumlarının korunması bakımından stratejik bir kazanım niteliğindedir.
Ağustos 2024 tarihinde gerçekleştirilen operasyon, Mossad’ın Türkiye’deki mali operasyonlarını yöneten Liridon Rexhepi’nin yakalanmasıyla sonuçlanmıştır. Para transferleri ve özellikle kripto para kullanımı, modern casusluk faaliyetlerinin finansal yönünü ortaya koymaktadır. Kripto varlıkların “iz sürülmesi zor” özelliği, istihbarat örgütleri tarafından cazip bir araç olarak görülmektedir. Ancak MİT’in bu ağı deşifre etmesi, Türkiye’nin siber güvenlik ve finansal istihbarat kapasitesindeki ilerlemenin somut bir göstergesidir.
MİT’in son operasyonunda, dedektif Serkan Çiçek ve avukat Tuğrulhan Dip’in Mossad ile çalıştıkları belirlenmiştir. Bu olay, istihbarat örgütlerinin yalnızca güvenlik açıklarını değil; toplumun profesyonel kesimlerini de kullanma eğilimini göstermektedir. Avukatlık gibi mesleklerin casusluk faaliyetlerinde araçsallaştırılması, istihbaratın sosyal dokuyu hedef alma boyutunu açığa çıkarmaktadır. Bu durum, devletlerin istihbarata karşı koyma stratejilerinde yalnızca teknik önlemlerin değil, aynı zamanda toplumsal farkındalığın da önemini artırmaktadır.
Ulusal Güvenlik ve Stratejik Yansımalar
MİT’in Mossad’a karşı yürüttüğü operasyonlar, yalnızca belirli casusluk ağlarının çökertilmesinden ibaret değildir; aynı zamanda Türkiye’nin güvenlik stratejisindeki paradigma değişiminin de somut göstergeleridir. Bu operasyonların ulusal güvenlik açısından üç temel yansıması dikkat çekmektedir.
Devletin en temel güvenlik ilkelerinden biri, topraklarında yabancı istihbarat faaliyetlerine izin vermemektir. Türkiye’nin farklı dönemlerde dış istihbarat servislerinin faaliyetlerine maruz kaldığı bilinmektedir. Ancak MİT’in son yıllarda sergilediği “proaktif karşı koyma” anlayışı, bu alanda yeni bir dönemin başladığını işaret etmektedir. Mossad’ın Türkiye’de yürüttüğü faaliyetlerin hızlı ve etkili biçimde deşifre edilmesi, ülkenin egemenlik haklarının açık bir şekilde korunması anlamına gelmektedir.
Operasyonların kamuoyuna duyurulması, yalnızca yargısal süreçlerin değil, aynı zamanda stratejik iletişimin bir parçasıdır. Bu yöntemle Türkiye, hem Mossad’a hem de benzer niyetler taşıyan diğer istihbarat örgütlerine güçlü bir caydırıcılık mesajı vermektedir: Türkiye, kendi topraklarında istihbarat operasyonlarına “sıfır tolerans” göstermektedir. Bunun yanında avukatlar, akademisyenler veya kamu görevlileri gibi profesyonel kesimlerinin istihbarat örgütleri için potansiyel hedef olabileceğine dair farkındalık yaratılmaktadır. Bu da güvenlik kültürünün geniş toplum katmanlarına yayılmasına hizmet etmektedir.
MİT’in Mossad’a karşı başarıları, Türkiye’nin yalnızca savunmada kalan değil, gerektiğinde uluslararası istihbarat sahasında etkin rol oynayan bir aktör olduğunu göstermektedir. Bu durum, Ankara’nın bölgesel güç olma iddiasını destekleyen önemli bir unsurdur. İstihbaratın uluslararası politikada “görünmez diplomasi” işlevi gördüğü dikkate alındığında, MİT’in operasyonları Türkiye’nin dış politika vizyonunun da güvenlik temelli bir dayanak kazandığını ortaya koymaktadır. Özellikle Filistinlilere yönelik faaliyetlerin engellenmesi, Türkiye’nin Orta Doğu politikalarındaki meşruiyetini ve bölgesel konumunu güçlendiren bir hamle niteliği taşımaktadır.
İbrahim Kalın Faktörü
Millî İstihbarat Teşkilatı’nın son yıllarda sergilediği operasyonel başarıların ardında, yalnızca teknik kapasite artışı değil, aynı zamanda kurumsal vizyon değişimi de bulunmaktadır. 2023 yılında MİT Başkanlığı görevine getirilen İbrahim Kalın, daha önce Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü ve Güvenlik ve Dış Politika Kurulu üyesi olarak Türkiye’nin dış politika ve güvenlik stratejilerinde önemli bir rol oynamıştı. Akademik geçmişi, diplomatik deneyimi ve uluslararası ilişkiler teorisine hâkimiyeti, MİT’in yalnızca operasyonel bir aygıt olmanın ötesine geçerek stratejik bir aktör haline gelmesini kolaylaştırmıştır.
Kalın’ın liderliğinde MİT, üç boyutlu bir yaklaşım sergilemektedir:
Operasyonel Derinlik: Mossad’a karşı yürütülen operasyonlar, sahada hızlı refleks gösteren ve hibrit tehditlere adapte olabilen bir teşkilatın varlığını ortaya koymaktadır. Bu, MİT’in istihbarat toplama ile karşı istihbarat faaliyetlerini eş zamanlı yürütebilme kapasitesinin güçlendiğini göstermektedir.
Diplomatik Entegrasyon: Kalın’ın diplomatik deneyimi, istihbarat ile dış politika arasındaki koordinasyonu daha görünür hale getirmiştir. MİT’in operasyonları, yalnızca güvenlik alanında değil, aynı zamanda Türkiye’nin bölgesel politikalarıyla uyumlu bir strateji doğrultusunda yürütülmektedir. Özellikle Filistinlilere yönelik Mossad faaliyetlerinin deşifre edilmesi, Türkiye’nin bölgesel söylemiyle güvenlik pratikleri arasında tutarlılık sağlamaktadır.
Kurumsal Modernleşme: Kalın’ın vizyonu, istihbaratın klasik anlamda “gizli bilgi toplama” rolünden çıkarak, teknolojik altyapı, finansal istihbarat ve siber güvenlik unsurlarını da kapsayan geniş bir güvenlik ekosistemine yönelmesini teşvik etmiştir. Kripto para ağlarının çökertilmesi veya profesyonel meslek gruplarının istihbarat hedefi olarak kullanıldığının ortaya çıkarılması, bu modernleşmenin sonuçlarıdır.
Dolayısıyla, İbrahim Kalın faktörü MİT’in kurumsal dönüşümünü anlamak için kritik bir değişkendir. Onun liderliğinde teşkilat Türkiye’nin bölgesel vizyonunu taşıyan, diplomasiyle iç içe geçmiş, stratejik kapasitesi yüksek bir aktör haline gelmiştir.
Cihad İslam YILMAZ sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.