Binali YILDIRIM
Binali Yıldırım denildiğinde kamuoyunun hafızasında ilk canlanan imgeler, yollar, köprüler, tüneller ve raylar olur. Ancak bu teknik çağrışımların gerisinde yatan gerçek, AK Parti’nin bir kalkınma projesi olarak inşa ettiği siyasal kimliğe derin bir stratejik katkıdır. Ulaştırma altyapısı, yalnızca ekonomik işleyişin taşıyıcısı değil; aynı zamanda bir siyasal tercih, bir kalkınma modeli ve halkla kurulan bağın somut zeminidir. Bu bağlamda Yıldırım’ın 2002’den itibaren üstlendiği Ulaştırma Bakanlığı, teknik bir görevin ötesine geçerek AK Parti’nin icraat siyasetinin temel omurgasını oluşturmuştur.
AK Parti’nin “yol medeniyettir” mottosu, Yıldırım’ın politikalarında ete kemiğe bürünmüştür. Onun liderliğinde hayata geçirilen Marmaray, Avrasya Tüneli, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, İstanbul Havalimanı ve yüksek hızlı tren hatları gibi projeler, yalnızca ulaşım kolaylığı sağlamamış; Anadolu’nun dört bir yanında ekonomik canlanmanın, sosyal bütünleşmenin ve mekânsal eşitliğin altyapısını kurmuştur. Bu projeler, metropollerle taşrayı birbirine yaklaştırmış; bölgesel gelişmişlik farklarını azaltmayı hedefleyen makro bir stratejinin ayak izlerini taşımıştır.
Yıldırım’ın ulaştırma politikaları aynı zamanda devletin yeniden örgütlenme biçimiyle de örtüşür. AK Parti’nin merkeziyetçi ancak hizmet odaklı kamu yönetimi anlayışı, ulaştırma alanında “bütünsel planlama” ve “eşzamanlı yatırım” ilkeleriyle uyumlu bir seyir izlemiştir. Projeler, sadece büyük şehirler için değil; doğudaki sınır illerinden, Karadeniz yaylalarına, güneydeki kırsal arterlere kadar uzanmış; ulaşım ağları, birer siyasi mesaj hâline gelmiştir: “Devlet her yerde ve herkesle temasta.”
Bu politikaların ardında yatan anlayış, halkın gündelik hayatını kolaylaştırmakla sınırlı kalmamış; aynı zamanda ulusal bütünlük, ekonomik hareketlilik ve siyasi istikrar arasında bir bağ kurmuştur. Altyapı yatırımları, yalnızca ekonomik değil, sosyopolitik birer araç olarak da değerlendirilmiştir. Bir köprünün inşası, yalnızca kıtaları değil; aynı zamanda geçmişle geleceği, merkezle çevreyi, devletle vatandaşı birbirine bağlamıştır.
Binali Yıldırım, bu kapsamlı vizyonun mimarı olarak, AK Parti’nin “icraat temelli siyaset” tarzını kalıcılaştırmış; seçmen nezdinde soyut söylemler yerine somut sonuçlarla konuşabilen bir kadro yapısının oluşmasına katkı sağlamıştır. Bugün AK Parti’nin siyasi meşruiyeti, büyük ölçüde bu altyapı siyasetinin halk nezdindeki karşılığıyla beslenmektedir. Yıldırım’ın bu süreçteki rolü ise, yalnızca uygulayıcı bir teknokrat değil; bu siyaset modelinin mimarlarından biri olarak değerlendirilmelidir.
DİJİTAL TÜRKİYE: İLETİŞİM ALTYAPISININ SESSİZ İNŞASI
Binali Yıldırım’ın siyasi kariyeri çoğu zaman kara, hava ve deniz yolları üzerinden tanımlansa da, onun AK Parti’ye katkıları yalnızca fiziki ulaşım projeleriyle sınırlı değildir. Yıldırım, Türkiye’nin 21. yüzyılda karşılaştığı en hayati meydan okumalardan biri olan dijital dönüşüm sürecinin de sessiz mimarlarından biridir. Ulaştırma ve Haberleşme Bakanlığı görevindeki stratejik dokunuşlarıyla Türkiye’nin dijital altyapısını kurmuş, e-devlet uygulamalarının ve geniş bant internetin yaygınlaştırılmasıyla hem kamu yönetimini hem de vatandaş-devlet ilişkisini yeniden biçimlendirmiştir.
2000’li yılların başında Türkiye, bilişim teknolojilerinde küresel rekabete henüz entegre olamamış; iletişim altyapısı yetersiz, internet penetrasyonu düşüktü. Binali Yıldırım, bu yapısal eksikliği bir fırsat alanı olarak değerlendirdi. Sabit ve mobil geniş bant yatırımları, fiber optik altyapının yaygınlaştırılması, 3G ve ardından 4.5G geçişleriyle dijital erişim hızlandı. Türkiye, bu dönemde bilgi toplumuna geçişin teknik altyapısını süratle kurdu. Bu yatırımlar, sadece bireysel iletişimi değil; kamu hizmetlerinin dijital ortama taşınmasını da mümkün kıldı.
Özellikle e-Devlet Kapısı, bu dönüşümün simgesel eşiklerinden biridir. Kamu hizmetlerinin hızlı, şeffaf ve bürokratik angaryadan arınmış biçimde vatandaşa sunulması, devletin meşruiyetini güçlendirdiği gibi AK Parti’nin hizmet siyasetinin de dijital bir boyut kazanmasını sağladı. Yıldırım, burada teknik bir aktörden fazlasıydı; devletin vatandaşla temas kurma biçimini değiştiren stratejik bir kadro insanıydı. Dijitalleşme sayesinde hem kamu kaynaklarının etkin kullanımı sağlandı hem de vatandaşlar devletle birebir, doğrudan ve şeffaf bir ilişki kurmaya başladı.
Bu dijital altyapı, yalnızca bugünün hizmet sunumunu değil; aynı zamanda geleceğin yapay zekâ, büyük veri ve siber güvenlik alanlarında atılacak adımların zeminini oluşturdu. Binali Yıldırım’ın bu süreçteki katkıları, AK Parti’nin geleneksel hizmet siyasetini çağın ruhuna uygun şekilde güncelleme becerisinin en önemli örneklerinden biridir.
Bir başka önemli husus da Yıldırım’ın bu süreci yönetirken popülizme kaymaması, dijitalleşmeyi salt bir vitrin projesi olarak sunmak yerine onu kurumsallaşmış, uzun vadeli bir altyapı reformu olarak ele almasıdır. Sessiz, ancak derinlikli ilerleyen bu strateji, AK Parti’nin siyaset yapma biçiminde dijital çağla uyumlu bir dönüşüm sağlamıştır. Bugün Türkiye’nin dijitalleşme yolculuğu, büyük ölçüde onun attığı temeller üzerinde yükselmektedir.
KRİTİK EŞİKLERDE LİDERLİK: BAŞBAKANLIK DÖNEMİ VE SİSTEM DEĞİŞİMİ
Siyasî hayatların bazı evreleri, sıradan bir yöneticilik değil, tarihî sorumluluk anlarına denk gelir. Binali Yıldırım’ın 2016-2018 yılları arasındaki Başbakanlık dönemi, böylesi bir tarihî kavşağın tam merkezinde konumlanır. 15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından Türkiye’nin yeniden inşa sürecine girdiği bu dönemde, sadece devletin değil, toplumun da psikolojik ve kurumsal dengesi kırılmıştı. İşte bu kırılgan ortamda Binali Yıldırım, bir liderden ziyade bir denge ustası, bir tamir edici ve en önemlisi bir geçiş mühendisi olarak AK Parti’nin kaderinde anahtar bir rol üstlendi.
Bu dönem, aynı zamanda Türkiye’nin parlamenter sistemden Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’ne geçiş sürecini yönettiği için siyasal sistemin köklü dönüşümünü de içerir. Binali Yıldırım, Başbakanlık makamının son temsilcisi olarak, yeni sistemin doğum sancılarını taşıyan geçiş sürecini itidal, sadakat ve uyumla yönetti. Her türlü gerilimi sükûnetle karşılayan yapısı, toplumun kutuplaşma riskiyle yüzleştiği bir dönemde yatıştırıcı bir etki üretti. Böylece Binali Yıldırım, siyaset sahnesinde yalnızca bir yürütme aktörü değil; aynı zamanda AK Parti’nin kriz zamanlarındaki “istikrar taşıyıcısı” olarak öne çıktı.
Bu süreçte, Yıldırım’ın rolü aynı zamanda parti içi dengeyi korumak açısından da önemlidir. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile tam bir uyum içinde çalışmış; aralarındaki güven ilişkisi, AK Parti’nin kurumsal bütünlüğünün korunmasını sağlamıştır. Bu uyum, bir emir-komuta zincirinden değil; ortak dava şuurundan ve yıllara dayanan yol arkadaşlığından beslenmiştir. Yıldırım, Erdoğan’ın stratejik vizyonunu uygulamaya geçiren sadık bir devlet adamı olduğu kadar, parti tabanına da hitap eden samimi bir halk figürü olarak da işlev görmüştür.
Sistem değişikliği sürecinde Yıldırım’ın sergilediği liderlik tarzı; çatışmacı değil kapsayıcı, bireysel güç vurgusu yerine kurumsal geçişe odaklı, kişisel görünürlüğü geri plana alarak yapısal sürekliliği önceleyen bir çizgide ilerlemiştir. Bu tavır, hem AK Parti’nin siyasal olgunluğunu hem de bir kadro hareketi olarak liderliğe yüklediği anlamı açığa çıkarmaktadır.
Yıldırım’ın bu dönemdeki katkısı, yalnızca yeni sisteme geçişi kolaylaştırmak değil; aynı zamanda AK Parti’nin tarihsel meşruiyetini krize karşı korumak ve devlet aklını sivil iradeyle yeniden buluşturmaktır. Bugün Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin kurumsal temelleri üzerine kurulan siyasal pratik, büyük ölçüde onun gösterdiği istikrar, tevazu ve siyasi olgunluk sayesinde şekillenmiştir.
TBMM BAŞKANLIĞI VE KURUMLAR ARASI İTİDAL
Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’ne geçişle birlikte Türkiye’de güçler ayrılığı yeni bir şekil almış; yürütmenin doğrudan halk iradesiyle belirlendiği bir yapıya geçilirken, yasama organının işlevi ve sorumluluk alanı da yeniden tanımlanmıştır. Bu hassas geçiş sürecinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yeni konumunun halk nezdinde meşruiyetini ve saygınlığını koruyacak bir denge figürüne ihtiyacı vardı. Binali Yıldırım, 2018-2019 yılları arasında üstlendiği TBMM Başkanlığı göreviyle bu ihtiyaca cevap veren en isabetli tercihlerden biri olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.
Yıldırım’ın bu dönemdeki en belirgin katkısı, sert siyasi kutuplaşmaların Meclis zeminine taşınma riskine karşı geliştirdiği itidalli, sabırlı ve saygılı temsil tarzı olmuştur. TBMM Başkanlığı, sadece idari bir görev değil; anayasal düzende yasamanın ahengini, devlet erkleri arasındaki diyaloğu ve demokratik teamülleri koruyan simgesel bir makamdır. Yıldırım, bu makamı kişisel öne çıkıştan uzak; bir “devlet terbiyesi” anlayışı içinde icra ederek AK Parti’nin kurumsal olgunluğunu temsil etmiştir.
Yeni sistemin ilk uygulayıcılarından biri olarak Yıldırım, yürütmenin güçlü olduğu bir modelde yasamanın dengeleyici rolünün altını çizmiş; partiler arası ilişkilerde kavga değil diyalog, tahakküm değil müzakere yöntemini tercih etmiştir. Bu yaklaşım, Meclis’in halk gözündeki meşruiyetinin güçlendirilmesi açısından da önemli bir katkı sağlamıştır. Yıldırım, burada da klasik bir partili siyasetçiden ziyade, devlet aklına yaslanan bir “makam insanı” karakteriyle ön plana çıkmıştır.
TBMM Başkanlığı süresince öne çıkan diğer bir yön ise Yıldırım’ın, hem AK Parti geleneğine sadık kalması hem de tüm siyasi partilere eşit mesafede durma çabasıdır. Bu, onun siyaset tarzının temel karakterlerinden biridir: sadakat ile tarafsızlık arasında bir denge kurmak. Bu tutum, Cumhuriyet’in yüzüncü yılına doğru ilerleyen Türkiye’de anayasal kurumların birbiriyle uyum içinde çalışmasının önemini hatırlatan bir örnek olmuştur.
Binali Yıldırım’ın TBMM Başkanlığı, kriz dönemlerinde gösterdiği liderliğin ardından gelen bir “kurumsal sükûnet” dönemidir. Bu dönemde onun öncülüğünde Meclis, devlet geleneğiyle modern siyasal uygulamaları buluşturan, temsil gücü yüksek bir kurum olarak işlerliğini sürdürmüştür. Yıldırım bu rolüyle, AK Parti’nin sadece kalkınma ve icraat eksenli bir hareket değil; aynı zamanda devletin kurumsal sürekliliğini gözeten bir kadro hareketi olduğunun da altını çizmiştir.
Cihad İslam YILMAZ sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.