Abdullah GÜLER

Abdullah GÜLER

Abdullah Güler’in siyasal kariyeri, kişisel bir yükseliş hikâyesinden ziyade, bir kurumsallaşma sürecinin parçası olarak okunmalıdır. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olmasıyla birlikte, AK Parti’nin hukukî meşruiyeti önceleyen çizgisine entelektüel zemin hazırlayan figürlerden biri olmuştur. Serbest avukat olarak başladığı mesleki yaşamı, onu sadece bireysel bir hukuk adamı olarak değil; aynı zamanda kamu hukuku, mülkiyet hakları, yerel yönetim mevzuatı gibi alanlarda uzmanlaşmış bir teknik aktör hâline getirmiştir.

2000’li yılların başında, Türkiye’nin siyasi atmosferi yeniden şekillenirken, Abdullah Güler’in bu teknik donanımı onu AK Parti’nin İstanbul İl Teşkilatı’nda hızla öne çıkaran bir özelliğe dönüştü. Zira parti, yerel yönetimlerden doğmuş bir hareket olarak, siyasal vizyonunu hukuki çerçeveye oturtabilen, dava süreçlerini yönetebilen, seçim hukukunu detaylarıyla bilen bir kadroya ihtiyaç duyuyordu. Güler bu ihtiyacı karşılayan isimlerden biri oldu.

AK Parti İstanbul İl Yönetim Kurulu Üyesi ve İl Seçim İşleri Başkanı olarak görev yapan Güler, bu görev boyunca yalnızca bir organizasyon yöneticisi değil, aynı zamanda teşkilat içi disiplini hukuk temelinde yeniden inşa eden bir aktör olarak öne çıktı. İstanbul gibi seçim rekabetinin yüksek, sosyolojik çeşitliliğin derin olduğu bir metropolde, sandık güvenliğinden propaganda hukukuna kadar birçok alanda AK Parti’nin kurumsal reflekslerinin gelişmesinde doğrudan rol aldı. Bu rol, yalnızca siyasi değil; aynı zamanda teknik ve hukuki bir liderlik rolüydü.

Güler’in yerel yönetimlerdeki katkısı ise, sadece seçim dönemleriyle sınırlı kalmadı. 2009–2014 yılları arasında Sultangazi Belediye Meclis Üyeliği ve eş zamanlı olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi Hukuk Komisyonu Başkanlığı görevlerinde bulundu. Bu dönem, yerel yönetimlerin yasal altyapılarının modernleştirildiği, kamu-özel iş birliği modellerinin arttığı, şehir planlamasının daha sistematik hâle getirildiği bir süreçti. Güler’in öncülüğünde, İBB Hukuk Komisyonu bu sürece mevzuat bilgisiyle rehberlik etti; teknik meselelerin siyasi çatışmaya dönüşmeden çözülmesinde rol oynadı.

TOKİ’de Hukuk Müşavirliği yapmış olması ise Güler’in devlet bürokrasisiyle temasını güçlendiren bir başka unsur oldu. Konut politikaları, imar hukuku ve sosyal devletin şehircilik üzerindeki yansımalarına dair deneyimi, onun hem pratik hem kurumsal düzeyde siyasi akıl üretmesini mümkün kıldı. Bu yönüyle Abdullah Güler, hukuk bilgisini dar anlamda bir meslek pratiği olarak değil; parti politikalarının mimarisine yön veren bir enstrüman olarak değerlendiren bir çizgiyi temsil etti.

AK Parti, kurulduğu andan itibaren siyaseti yalnızca söylemler düzeyinde değil, aynı zamanda hukuki temeller üzerinde yükseltmeyi amaçlamıştı. Bu nedenle, hukuk kökenli isimler partinin hem meşruiyet zeminini sağlamlaştırdı hem de icra sürecindeki güvenilirliğini artırdı. Abdullah Güler, bu isimler arasında dikkat çeken bir denge figürü olarak yer aldı: Teşkilatın içinde ama kavga zemininden uzak; siyasetin merkezinde ama her zaman teknik aklın temsilcisi olarak.

İstanbul Teşkilatı Yılları

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin siyasi yükselişi, sadece genel merkez düzeyinde alınan stratejik kararlarla değil, yerel teşkilatların kendi içindeki dinamizmiyle de yakından ilgilidir. Türkiye’nin en kalabalık şehri olan İstanbul, bu teşkilat dinamizminin hem en zor hem de en belirleyici sahnesidir. AK Parti’nin İstanbul’daki başarısı, ulusal ölçekteki oy oranını ve iktidar gücünü doğrudan etkileyen bir unsura dönüşmüştür. Bu bağlamda İstanbul teşkilatında yürütülen her organizasyon, sadece bir yerel çalışma değil, aynı zamanda partinin ülke genelindeki siyasal kaderine yön veren stratejik bir adımdır.

Güler’in sorumluluğunda inşa edilen sistem, klasik anlamda seçim günüyle sınırlı olmayan bir stratejiyi benimsiyordu. Seçim hazırlıkları, çok öncesinden başlayan eğitim seminerleriyle, sandık görevlileri için hazırlanan rehberlerle ve veri temelli analizlerle destekleniyordu. Sandık güvenliği, tutanak takibi, itiraz süreçleri, müşahit eğitimi gibi başlıklar; hukukçu kimliğinin sağladığı avantajla sistematik bir disiplin içinde yeniden yapılandırıldı.

Bu süreçte, Güler’in geliştirdiği saha organizasyonları, seçim teknolojileriyle harmanlandı. Özellikle seçmen davranışlarını analiz eden yazılımların kullanımı, her ilçeye göre özelleştirilmiş kampanya yaklaşımlarının belirlenmesi ve seçim sonuçlarının anlık takibi gibi modern seçim uygulamaları, İstanbul teşkilatının rutinine dönüştü. Bu bağlamda Abdullah Güler, AK Parti’nin seçimlerde yalnızca kitleleri ikna eden değil; aynı zamanda süreci yasal ve teknik olarak çok iyi yöneten bir yapı hâline gelmesinde önemli bir rol üstlendi.

İstanbul gibi sosyolojik açıdan çok katmanlı bir şehirde, yalnızca saha çalışmasıyla değil; aynı zamanda toplumsal nabzı doğru okuyabilen bir içgörüyle hareket etmek gerekiyordu. Abdullah Güler’in seçim dönemlerinde sergilediği hem teşkilat disiplini hem de seçmen hassasiyetlerine duyarlılık AK Parti’nin İstanbul’da uzun yıllar boyunca sürdürdüğü seçim üstünlüğünün altyapısını oluşturdu.

Dahası, bu dönem, AK Parti’nin “merkez ile yereli birbirine entegre eden” yönetim anlayışının da ete kemiğe büründüğü bir zaman dilimiydi. Güler’in İstanbul’daki başarısı, genel merkezde teşkilatlara örnek gösterilen bir model hâline gelmiş, hatta bazı uygulamaları ülke genelinde standartlaştırılmıştır.

Abdullah Güler, bu süreçte vitrine oynamaktan uzak durarak, partinin kurumsal hafızasını oluşturan “sessiz mimarlar”dan biri oldu. Seçim süreci, sadece bir yarış değil; aynı zamanda parti aidiyetini güçlendiren bir eğitim sahasına dönüşmüşse, bunda Güler’in disiplinli, dikkatli ve uzun vadeli yaklaşımının payı büyüktür.

Bu yönüyle, onun katkısı sadece bir teşkilat yöneticisinin ötesinde, siyasal organizasyonun teknik mimarlarından biri olarak değerlendirilmelidir. Çünkü başarılı bir seçim sadece sandıkta değil; seçim öncesi hazırlıkta, insan kaynağının eğitilmesinde ve hukukî süreçlerin öngörülmesinde kazanılır. Abdullah Güler, bu gerçeği AK Parti pratiğinde hayata geçiren öncü figürlerden biri olarak hatırlanmayı hak etmektedir.

Hukuki Kurumsallaşma ve Yasama Süreci: TBMM Adalet Komisyonu Başkanlığı

Yasama süreçleri, yalnızca kanun üretme pratiği değildir. Aynı zamanda bir devletin hukuki, siyasi ve ahlaki yönelimlerinin yansımasıdır. Bu yönüyle yasama organında görev alan isimler, sadece vekil sıfatı taşımaz; devlet aklının çağdaş ve meşru bir şekilde yeniden inşasında sorumluluk üstlenir. AK Parti’nin 2018 genel seçimleri sonrasında 27. Dönem’de kazandığı yasama çoğunluğu, bu sorumluluğu daha da önemli kılmıştır. İşte tam bu dönemde Abdullah Güler, TBMM Adalet Komisyonu Başkanlığı görevine getirilmiş ve partinin hukuk politikalarının şekillenmesinde etkili bir rol üstlenmiştir.

Adalet Komisyonu, Meclis içi ihtisas komisyonlarının en kritiklerinden biridir. Zira bu komisyon, anayasa değişikliklerinden ceza hukukuna, yargı reformlarından temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına kadar pek çok yaşamsal meselede ilk tartışma ve şekillendirme alanıdır. Abdullah Güler’in bu komisyona başkanlık etmiş olması, onun sadece parti içi sadakatinden değil; aynı zamanda hukuk nosyonuna, teknik bilgisini siyasal düzleme taşıma becerisine ve dengeli tavrına duyulan güvenin bir sonucudur.

Güler’in başkanlık döneminde, yargı reformları çerçevesinde gündeme gelen birçok düzenleme, partinin “güçlü ama adil devlet” ilkesine sadakatle hazırlandı. Özellikle hak ve özgürlükler ile güvenlik dengesinin hassas biçimde gözetildiği yasalarda, Güler’in metinlerin kavramsal tutarlılığına, anayasa ile uyumuna ve uygulamadaki işlerliğine gösterdiği dikkat dikkat çekiciydi. Komisyondaki tartışmaların sağlıklı yürütülmesi, muhalefet ile diyalog zeminlerinin korunması ve teknik dil ile siyasi dil arasında köprü kurulması, Güler’in karakteristik yasama liderliği ile mümkün oldu.

Abdullah Güler’in bu görevdeki bir diğer önemli katkısı, partinin uzun süredir vurguladığı “hukuk devleti” ilkesinin, sadece beyan düzeyinde kalmaması için gösterdiği çabaydı. Güler, yasa tekliflerinde uygulama pratiğini öngören, bürokratik direnci hesaba katan, yargı mensuplarıyla istişareye açık bir yaklaşımı benimsedi. Bu yönüyle o, yasama sürecini bir teknik iş olarak değil; siyasi meşruiyetin toplumsal güvenle birleştiği bir süreç olarak gören anlayışın temsilcisiydi.

Adalet Komisyonu Başkanlığı boyunca, Güler yalnızca yasa maddelerinin teknik kalitesine değil, bu yasaların gündelik hayatta yaratacağı etkilere de odaklandı. Özellikle genç hukukçulara, barolara ve hukuk fakültelerine yönelik açıklamalarında, hukuk metinlerinin toplumla kurduğu ilişkiye dikkat çekti. Bu da onun klasik bir yasa koyucu değil, aynı zamanda hukuk ile toplum arasında bir tercüman görevi gördüğünün göstergesidir.

AK Parti’nin yasama vizyonu, 2010’lu yıllardan itibaren giderek kurumsal derinlik kazanırken, bu sürece yön veren aktörlerin başında gelen Abdullah Güler, bu vizyonun sessiz mimarlarından biri olmuştur. Onun döneminde şekillenen yasalar, yalnızca siyasi iktidarın ihtiyaçlarını değil; aynı zamanda adalet talebinin karşılanması yönündeki toplumsal beklentileri de gözetmiştir.

Yasama Liderliği ve Meclis Disiplini: AK Parti Grup Başkanlığı

AK Parti, 2023 seçimleriyle birlikte içinden çıktığı 21 yıllık iktidar dönemindeki tecrübesini, parlamenter zemine de nitelikli bir yasama yaklaşımıyla taşımayı hedeflemiştir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın güçlü yürütme iradesi yanında, Meclis’te disiplinli bir yasama mekanizmasının inşası, parti koordinasyonunun kritik bir unsuru hâline gelmiştir. Bu rolü üstlenen isimlerden biri olarak Abdullah Güler, 3 Haziran 2023 tarihinden itibaren AK Parti Grup Başkanlığı görevine getirilmiştir.

Grupta liderlik etmek; yalnızca milletvekillerinin oyunu öngörmek ya da toplantıları yönetmek değildir. Bu pozisyon, aynı zamanda partinin yasama stratejisini planlamak, gündem önceliklerini belirlemek, milletvekilleri arasındaki uyumu kurmak ve kamuoyunun beklentileriyle Meclis iradesi arasında köprü kurmak anlamına gelir. Abdullah Güler, bu sorumluluğu alırken, hem disiplinli hem de müzakereci bir çizgiyle hareket etmektedir.

İlk olarak, parti içi disiplin açısından Güler, milletvekillerinin yasa süreçlerine ilişkin tutumlarının uyumlu olması için gelişmiş bir iletişim ağı inşa etmiştir. Grup toplantılarında hem stratejik önemi olan tasarılar hem de yerel gündemi ilgilendiren düzenlemeler detaylı şekilde ele alınmakta; görüş ayrılıklarının yapıcı bir diyalogla giderilmesine özen gösterilmektedir. Bu yaklaşım, AK Parti’nin yasama sürecinde bir “yapı” olarak görünür kalmasında önemli bir rol oynamıştır.

İkinci olarak, Güler’in liderliğinde, Meclis’in dışa dönük gücü de güçlenmiştir. Partinin proje yasalarında milletvekilleri aracılığıyla ilgili kamuoyu, sivil toplum kuruluşları ve akademiyle istişare mekanizmaları kuruldu. Bu süreç, yasama sürecinin içeride disiplinle yürütülmesini sağlarken dışarının da güvenini pekiştirmiştir. Böylece Meclis’te alınan kararlar, hem iç hem dış denge unsurları bakımından zenginleşmiştir.

Üçüncü olarak, Abdullah Güler, Meclis içinde güçlü bir uzlaşma dili geliştirmiştir. Muhalefetle diyalog kurmaktan çekinmeyen yaklaşımlarla, zemin oluşturulabilecek tasarıların ortak akılla yürütülmesi hedeflenmiştir. Bu tutum, parti yüksek disiplinine rağmen antidemokratik bir kapalılığa düşmeksizin, çoğulcu Meclis değerlerinin yaşamasına katkı sunmuştur.

Bu dönemde sıkça tartışılan anayasa meselesi, yargı reformu ve kamu yönetimiyle ilgili önemli tasarılar, büyük ölçüde Güler’in stratejik yönlendirmeleriyle Meclis’te ele alınmıştır. Grubun bu tasarıları planlı bir takvimle yürütmesi, milletvekilleri eksiği çıktığı zaman hızlı çözümler üretilebilmesini sağlamıştır. Böylece AK Parti, Meclis’te istikrarlı bir güç görünümü verirken, gündelik krizlere takılmadan uzun vadeli politikalar üretme avantajını da yakalamıştır.


Cihad İslam YILMAZ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın