Fuat OKTAY

Fuat OKTAY

AK Parti’nin iktidara gelişiyle birlikte en çok üzerinde durduğu konulardan biri, devletin hantallıktan kurtarılması ve kamu yönetiminde etkinlik, şeffaflık ve koordinasyonun sağlanması olmuştur. Bu kapsamda, teknokrat kökenli aktörlerin varlığı partinin “devletle uyumlu dönüşüm” perspektifinde kritik bir yer tutmuştur. Fuat Oktay, işte tam bu çerçevede, AK Parti’nin sessiz ama etkili kurumsal mimarlarından biri olarak öne çıkar. Onun kariyerinde iş dünyasından kamu yönetimine, kriz yönetiminden dijital dönüşüme kadar uzanan geniş yelpaze, sadece teknik bilgiye değil, aynı zamanda devlet refleksine ve kurumsal dönüşüm kapasitesine sahip bir isim olduğunu ortaya koyar.

Fuat Oktay, 2000’li yılların başında Türk Hava Yolları ve Türk Telekom gibi kamusal ağırlığı olan kurumlarda üst düzey yöneticilik yaptıktan sonra AFAD Başkanı olarak görev yapmıştır. Ancak onu AK Parti’nin kurumsal dönüşüm hedefleriyle en çok özdeşleştiren dönem, 2016 yılında Başbakanlık Müsteşarlığı görevine atanmasıyla başlar. Bu görev, klasik bürokratlıktan öte, devletin tüm yönetim aygıtını koordine eden ve hükümetin günlük siyasetle uyumunu sağlayan bir pozisyondu. Tam da burada, Fuat Oktay’ın stratejik ve sistemsel düşünebilen yönü kendini göstermiştir.

Başbakanlık Müsteşarı olarak görev yaptığı dönemde Oktay, devletin dijitalleşmesi, karar alma mekanizmalarının hızlanması ve kamu hizmetlerinin vatandaşa doğrudan ulaşmasını hedefleyen projeleri yönetmiştir. E-devlet sisteminin geliştirilmesi, bürokrasinin katmanlı yapısının sadeleştirilmesi ve kriz anlarında karar alma reflekslerinin kuvvetlendirilmesi gibi birçok reformun altyapısında onun imzası vardır. AK Parti’nin “devleti yeniden yapılandırma” vizyonu çerçevesinde, Oktay’ın yaptığı bu teknik ama stratejik hamleler, hükümetin yönetim kapasitesini gözle görülür biçimde artırmıştır.

Fuat Oktay’ın yaklaşımında dikkat çeken temel unsur, devleti yalnızca işleyen bir aygıt olarak değil, aynı zamanda toplumla ilişki kuran, onu gözeten ve güven veren bir kurum olarak konumlandırmasıdır. Bu yaklaşım, AK Parti’nin 2002 sonrası dönemde kurduğu yeni yönetim paradigmasıyla da örtüşmektedir. Bürokrasiye karşı bir mücadele değil, bürokrasiyi yeniden tanımlama çabasıdır bu. Özellikle 15 Temmuz 2016 sonrasında, devlet kurumlarının yeniden yapılanma sürecinde Oktay’ın görev ve sorumluluğu daha da büyümüş, sistemin aksayan yönleri hızla tespit edilerek kapsamlı iyileştirmelere gidilmiştir.

Bu bağlamda Fuat Oktay, AK Parti’nin iktidar pratiğinde “teknik aklın temsilcisi” olmanın ötesine geçmiş, karar alma süreçlerinde stratejik bir aktör haline gelmiştir. Onun bu katkısı, sadece mevzuat düzenlemeleriyle değil, kurumlar arası entegrasyonun sağlanması ve yönetim kültürünün modernize edilmesiyle de kendini göstermiştir. Bugün kamu yönetiminde gördüğümüz daha hızlı, dijitalleşmiş ve vatandaş odaklı yapı, büyük oranda onun öncülük ettiği yapısal reformların bir sonucudur.

AFAD Başkanlığı ve Kriz Yönetiminde Devlet Refleksi

AK Parti’nin iktidar vizyonunun temel ayaklarından biri, kriz anlarında güçlü devlet refleksi sergileyebilen bir yönetim modelini kurumsallaştırmaktır. Türkiye gibi deprem, göç, afet ve bölgesel istikrarsızlıklarla sık sık yüzleşen bir ülkede bu refleksin kurumsal karşılığı, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) ile somutlaştırılmıştır. Bu yapının gerçek anlamda işlevsel, hızlı ve etkin bir devlet organına dönüşmesinde kilit rol oynayan isim ise Fuat Oktay’dır. Yürüttüğü AFAD Başkanlığı görevi, onun kriz yönetimindeki liderliğini ve stratejik kapasitesini doğrudan ortaya koymuştur.

AFAD’ın Oktay öncesi yapısı, afet yönetiminde dağınık, yavaş ve reflekssiz bir yapı arz ediyordu. Ancak Oktay’ın göreve gelmesiyle birlikte bu dağınıklık giderilmiş, AFAD klasik bir kamu kurumu olmaktan çıkarılarak, çok katmanlı ve çok disiplinli bir kriz yönetim merkezi haline getirilmiştir. O, afet yönetimini yalnızca yangın, deprem veya sel gibi olaylara müdahale olarak değil; önceden hazırlık, risk analizi, anlık müdahale ve sonrasında rehabilitasyonu kapsayan bütüncül bir çerçeveyle ele almıştır. Bu yaklaşım, AK Parti’nin “krize karşı hazır ve organize devlet” fikrinin kurumsal temsili anlamına gelir.

Bu dönemde Oktay’ın yürüttüğü en dikkat çekici çalışmalardan biri, kriz durumlarında tek merkezden ve eşgüdüm halinde hareket edebilecek bir sistemin kurulması olmuştur. Türkiye genelinde kurulan AFAD koordinasyon merkezleri, tüm valilikleri ve yerel idareleri içine alan bir işleyişe dönüştürülmüş; böylece afet ve acil durum yönetimi merkezi otoriteyle yerel refleksleri birleştiren stratejik bir sisteme kavuşmuştur. Türkiye Afet Müdahale Planı (TAMP), onun vizyonunun doğrudan ürünüdür. Bu plan, kriz anlarında hangi kurumun hangi görevi üstleneceğini milimetrik düzeyde tanımlayarak Türkiye’nin krizlere hazırlık düzeyini önemli ölçüde yükseltmiştir.

Oktay döneminde AFAD sadece iç krizlerde değil, uluslararası alanda da Türkiye’nin prestijini güçlendiren bir yapıya kavuşmuştur. Özellikle Suriye iç savaşının ardından ortaya çıkan mülteci krizi sırasında yürütülen koordinasyon, Türkiye’nin insani yardım diplomasisinde örnek gösterilmesini sağlamıştır. Türkiye, bu dönemde yaklaşık 3 milyon Suriyeliyi kabul ederken, bu süreci devlet kapasitesini zorlamadan yönetebilmiş ve uluslararası takdir toplamıştır. Bu başarıda, Fuat Oktay’ın kriz organizasyonu, diplomasi, lojistik ve sosyal uyum boyutlarını birlikte ele alan yönetim tarzı etkili olmuştur.

Oktay’ın AFAD’daki görev süresi, AK Parti’nin kriz yönetimini kurumsal hale getirme iradesinin vücut bulmuş halidir. O, bu alandaki klasik Türk bürokratik geleneğini aşarak, dünyadaki afet yönetim modellerini yakından takip etmiş, Türkiye’ye özgü ama evrensel standartlarda bir sistem inşa etmiştir. Sadece yöneten değil, planlayan ve öğrenen bir kurum oluşturmuştur. AFAD’ın NATO ve BM düzeyindeki iş birlikleri, yurtdışına gönderilen yardım ekipleri, uluslararası eğitim programları ve tatbikatları bu dönemde hayata geçirilmiş; Türkiye artık kriz yaşayan değil, kriz yöneten bir ülke olarak tanımlanır hale gelmiştir.

Devleti sadece yönetilen değil, risklere karşı pozisyon alan, öngören ve stratejik refleks geliştiren bir yapıya dönüştürme hedefi, AK Parti’nin 2010’lu yıllardaki yönetim yaklaşımının temel eksenidir. Oktay, bu yaklaşımın en görünür uygulayıcısı olmuştur. Bu yönüyle, yalnızca bir bürokratın başarısı değil, bir siyasi vizyonun kurumsal başarıya dönüşmüş hali olarak okunmalıdır.

Cumhurbaşkanlığı Sistemi ve Anayasal Dönüşüm Süreci

Türkiye’nin siyasal tarihinde yapısal bir dönüm noktası olan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçiş, yalnızca anayasal bir reform değil, aynı zamanda yürütmenin yeniden tanımlandığı kapsamlı bir devlet dönüşümüdür. Bu sistem değişikliği, AK Parti’nin uzun süredir dillendirdiği “güçlü yürütme, hızlı karar alma ve etkin koordinasyon” hedeflerinin kurumsal karşılığını oluşturur. Fuat Oktay, bu tarihi dönüşümün hem hazırlık sürecinde hem de uygulamaya geçiş aşamasında kritik bir rol üstlenmiştir. 2016-2018 arası Başbakanlık Müsteşarlığı, 2018’den 2023’e kadar Cumhurbaşkanı Yardımcılığı görevleriyle sistemin siyasi ve kurumsal mimarisinde fiilen yer almış; bu yönüyle sadece bir uygulayıcı değil, anayasal dönüşümün taşıyıcı aktörlerinden biri haline gelmiştir.

2017 Anayasa Referandumu, Türkiye’de yürütmenin çift başlı yapısından kaynaklanan krizlerin sonlandırılması, siyasi istikrarın kurumsallaştırılması ve devletin daha çevik hale getirilmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu sürecin hemen öncesinde ve sonrasında Fuat Oktay, hem siyasi iktidarın teknik ihtiyaçlarını belirleyen hem de sistemin uygulanabilirliğini sağlayacak bürokratik yeniden yapılanmayı yöneten isim olmuştur. Oktay, süreci bir “yık-yap” mantığıyla değil, “evrilterek dönüştürme” stratejisiyle yürütmüş; Başbakanlık modelinden Cumhurbaşkanlığı sistemine geçişte ortaya çıkabilecek yapısal boşlukların hızla doldurulmasını sağlamıştır.

Yeni sistemin ilk Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak atanan Oktay, bu göreve sadece sembolik bir isim olarak değil, fiilen devlet işleyişini yöneten merkezî bir figür olarak getirilmiştir. Cumhurbaşkanlığı makamının yürütme gücünü tek elde toplaması, doğal olarak teknik koordinasyon, bakanlıklar arası eşgüdüm, reform süreçlerinin izlenmesi ve yüksek düzey karar mekanizmalarının işletilmesi görevlerini beraberinde getirmiştir. Fuat Oktay bu noktada, sistemin omurgasını oluşturan temel yapıların inşasını üstlenmiş; bakanlıkların yeniden düzenlenmesi, politika kurullarının oluşturulması, başkanlık sisteminin karar alma mantığına uygun yeni idari yapılanmaların tesis edilmesinde aktif görev almıştır.

Cumhurbaşkanlığı Sistemi’yle birlikte oluşturulan Politika Kurulları (Ekonomi, Eğitim, Sağlık, Kültür vb.) gibi yeni yapılar, AK Parti’nin siyasal vizyonunu kurumsal stratejiye dönüştürme çabalarının bir sonucudur. Bu kurullar, hükümet politikalarının uzun vadeli planlamasını yapma, koordinasyon ekseninde bilimsel danışmanlık sunma ve uygulamaya yönelik öneriler geliştirme gibi işlevleriyle, klasik bürokratik yapılanmanın dışına çıkan dinamik ve hedef odaklı organlardır. Bu geçişte Oktay, hem kurumsal koordinasyonu sağlamış hem de kararların somut politikalara dönüştürülmesini temin etmiştir.

Oktay’ın bu süreçteki rolü, teknik düzeyin ötesinde ideolojik ve siyasal bir anlam da taşır. Cumhurbaşkanlığı sisteminin merkezinde “hızlı karar, etkili yönetim ve hesap verebilirlik” ilkeleri yer almaktadır. Bu ilkelerin işler kılınabilmesi için teknik aklın güçlü şekilde devrede olması zorunluydu. Fuat Oktay, tam da burada “siyasi kararları devlet aklıyla hizalayan” bir figür olarak öne çıkmıştır. Ne sadece teknokrat kalmış, ne de siyasi kimliğe angaje bir kadro mensubu olmuş; her iki düzlemde de denge kurabilen bir yönetici profili ortaya koymuştur.

Oktay’ın Cumhurbaşkanlığı Yardımcılığı döneminde savunduğu “karar alma süreçlerinde hız ile istişarenin birlikte yürütülmesi gerektiği” yönündeki yaklaşımı, AK Parti’nin yönetim tarzına karakter kazandıran bir çizgidir. Bu anlayış, başkanlık sisteminin sadece bir yönetim değişikliği değil, aynı zamanda yeni bir siyasal kültür inşası olduğunu gösterir. AK Parti’nin merkezileşmiş ancak kurumsallaşmış, hızlı ancak öngörülü, etkin ancak danışmaya açık yönetim modeli inşa etme çabası, Oktay’ın koordinasyonunda ciddi bir mesafe kat etmiştir.

Dış Politika Temsili

AK Parti’nin iktidar yıllarında dış politika yalnızca klasik diplomasi kurallarıyla yürütülen bir alan olmaktan çıkmış, çok katmanlı, çok aktörlü ve çok eksenli bir stratejiye dönüşmüştür. Bu dönüşüm, sadece Dışişleri Bakanlığı eliyle değil, devletin farklı kurumsal aktörlerinin eşgüdümüyle şekillenmiştir. Fuat Oktay, bu yeni dönemin “sessiz ama stratejik” dış politika temsilcilerinden biri olarak, teknokratik kimliğiyle klasik diplomasiye özgün bir katkı sunmuştur. Onun yürüttüğü temaslar ve üstlendiği misyonlar, AK Parti’nin diplomatik vizyonunu hem Türk dünyasında hem de Batı ekseninde kurumsallaştırma iradesinin bir yansımasıdır.

Özellikle Türk dünyasına dönük temaslar, Oktay’ın dış politikadaki özgül ağırlığını net biçimde ortaya koyar. Özbekistan, Kırgızistan, Azerbaycan ve Kazakistan ile yürütülen üst düzey temaslar, onun teknik altyapısını ve devlet aklını merkeze alan temsil biçimiyle dikkat çekmiştir. Bu ziyaretler; yalnızca protokol düzeyinde değil, somut iş birlikleri ve ortak projeler üzerinden ilerlemiştir. Lojistik, enerji, dijital dönüşüm, afet yönetimi ve kamu reformları gibi alanlarda Türk devletleriyle kurulan ilişkiler, Oktay’ın geçmişten getirdiği yapısal vizyonun dış politika zeminine taşınması anlamına gelir. Pan-Türk çizginin duygusal değil stratejik bir temele oturması, işte bu teknik temsil biçimi sayesinde gerçekleşmiştir.

Türk Devletleri Teşkilatı çerçevesinde yürütülen çalışmalarda, Fuat Oktay’ın hem sembolik hem fonksiyonel rolü dikkat çekicidir. Oktay, bu yapının yalnızca tarihi ve kültürel ortaklıklarla değil, aynı zamanda somut devlet kapasitesiyle kurulan bir birliktelik olmasını savunmuş; altyapı yatırımları, ortak afet yönetimi sistemleri, dijital entegrasyon ve bürokratik harmonizasyon gibi alanlarda teknik iş birliklerinin önünü açmıştır. Böylece, Türk dünyasına dönük dış politika sadece “millî duyguların retoriği” değil, ortak kalkınma vizyonunun kurumsallaştırılması olarak yeniden tanımlanmıştır. Oktay, bu sürecin arka planındaki sessiz mimarlardan biridir.

Bunun yanında Katar, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleriyle yürütülen temaslarda da Oktay’ın rolü, ekonomi ve kamu yönetimi alanındaki deneyimini diplomatik zemine taşımak olmuştur. Krizlerin ötesine geçen, sürekli ve yapıcı ilişki modelinin kurulmasında, Oktay’ın teknik anlatımı ve güven veren temsil biçimi özellikle yatırım ilişkilerinde pozitif etki yaratmıştır. Onun dili, siyasi polemiklerden uzak, veriye ve stratejiye dayalı bir dış politika anlatısını temsil eder. Bu da AK Parti’nin yalnızca siyasi gücüyle değil, aynı zamanda kurumsal kapasitesiyle de dış ilişkilerde güven telkin eden bir aktör olmasını sağlamıştır.

Fuat Oktay’ın dış politikadaki katkısı çoğu zaman göz önünde olmamış, manşetlere çıkmamış; fakat sahada etkisini doğrudan göstermiştir. O, diplomasiyi sadece devletler arası söylem değil, sistemler arası iş birliği olarak okumuş; bu yaklaşımla dış politikanın teknik derinliğini temsil etmiştir. Türk dış politikasının “duygu” ile “hesap”, “tarih” ile “strateji” arasındaki dengesinde, Oktay’ın rolü çok net: görünmeyen ama inşa eden bir akıl… AK Parti’nin çok eksenli dış politikasının mimarları arasında onun yeri, sessizliğin içindeki rasyonel güç olarak tarif edilmelidir.


Cihad İslam YILMAZ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın