Ömer ÇELİK

Ömer ÇELİK

Adalet ve Kalkınma Partisi, Türk siyasetinde sadece bir lider hareketi olarak değil, aynı zamanda bir kadro hareketi olarak derinlemesine bir kimlik inşa etmiştir. Bu kimlik, yalnızca seçimi kazanmak ya da hükümet etmekle değil, devleti yeniden kurgulamak, milletin tarihsel birikimini modern kurumlara tercüme etmek ve bunu yaparken kendi içinden fikri, stratejik ve uygulayıcı kadrolar yetiştirmekle ilgilidir. Bu yönüyle AK Parti’nin siyasi hikâyesi, her biri farklı alanlarda uzmanlaşmış kadroların uzun soluklu katkılarıyla yazılmıştır. İşte bu kadrolar arasında, Ömer Çelik’in yeri sıradan bir siyasi figür olarak değil, çok katmanlı bir düşünce ve eylem adamı olarak ayrışmaktadır.

Adana’da doğan Ömer Çelik, siyaset bilimi, iletişim ve uluslararası ilişkiler disiplinlerinin kavşak noktasında yetişmiş bir aktördür. Uzun yıllar süren entelektüel faaliyetlerle kendini sadece bir siyasetçi değil, aynı zamanda bir teorisyen olarak da inşa etmiştir. Bu entelektüel derinlik, onun AK Parti içindeki konumunu sadece temsilî değil, aynı zamanda yönlendirici bir düzleme taşımıştır. Bugün Ömer Çelik’in adı anıldığında, akla sadece bir sözcü ya da bir bakan değil; fikirle uygulamayı buluşturan, söylemle stratejiyi birleştiren bir siyasal mimar gelmektedir.

Ömer Çelik’in AK Parti içindeki rolü, klasik bir siyasi figürün çok ötesindedir. O, kriz zamanlarında partinin akıl yürütme süreçlerine yön veren, dış politika zemininde Türkiye’nin tezlerini açıklayan, kültürel tartışmalarda geleneksel değerlere yaslanan ama modern bir anlatıyla konuşan çok yönlü bir kadro figürüdür.

Fikirden Eyleme: Çelik’in AK Parti Sözcüsü Olarak Konumlanması

Modern siyasal hareketlerde sözcülük görevi çoğunlukla teknik ve geçici bir pozisyon olarak algılanır. Ancak AK Parti’nin siyasal işleyişinde bu rol, parti kimliğini yeniden üretme ve toplumla bağ kurma sürecinin merkezine yerleştirilmiştir. Bu bağlamda Ömer Çelik’in yürüttüğü AK Parti Sözcülüğü, klasik anlamda bir “mesaj iletme” görevinden çok daha fazlasını temsil eder. O, bu görevi sadece partinin görüşlerini aktaran bir iletişim memuru gibi değil, aynı zamanda söylem üreten, toplumsal hafızayı yönlendiren ve partinin ilkesel duruşunu kodlayan bir siyasi stratejist gibi üstlenmiştir.

Ömer Çelik’in duruşu özellikle kriz anlarında belirginleşmiştir. 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin hemen ardından yaptığı açıklamalar, partinin sadece hukuki değil, tarihsel ve ahlaki bir meşruiyet zemini üzerinde yükseldiğini vurgulamıştır. “Milletin iradesine karşı kurşun sıkanlar, bu toprakların ruhunu tanımamıştır” gibi ifadelerle AK Parti’nin kendisini sadece bir siyasi aktör değil, aynı zamanda milletin tarihsel sürekliliğini temsil eden bir özne olarak konumlandırmasına katkı sağlamıştır.

Ömer Çelik’in sözcülüğünde öne çıkan bir diğer boyut da kavramsallaştırma yeteneğidir. AK Parti’nin söylem repertuarında sıkça kullanılan “milli irade”, “medeniyet”, “yerli ve milli duruş” gibi kavramlar, sadece propaganda unsurları değil, aynı zamanda bir siyasal ontolojinin parçalarıdır. Çelik, bu kavramları yüzeysel bir tekrarın ötesine taşıyarak, her biri için bağlamsal bir zemin kurmuş ve partinin siyasi pozisyonunu hem entelektüel hem de ideolojik bir çerçeveye oturtmuştur.

Ayrıca Çelik’in dili, AK Parti’nin zaman zaman sertleşen siyasi ikliminde dengeleyici bir unsur olarak da işlev görmüştür. Özellikle dış politikadaki krizlerde Çelik’in kullandığı üslup, bir yandan kararlılığı ifade ederken, öte yandan diplomatik nezaketten sapmayan bir çizgi izlemiştir. Bu, hem AK Parti’nin uluslararası alandaki duruşunu yumuşatmadan savunmasına hem de parti içinde sorumluluk bilincinin kurumsallaşmasına katkı sunmuştur.

Sözcülük görevini yalnızca güncel tepkilerle sınırlı tutmayan Ömer Çelik, partinin geleceğe yönelik vizyonunu da inşa eden açıklamalarda bulunmuş; özellikle gençlik, dijitalleşme, kültürel kimlik gibi konularda AK Parti’nin pozisyonunu yenileyen açıklamalara öncülük etmiştir. Bu yönüyle o, yalnızca dünü savunan değil, yarını tasvir eden bir siyasi aktör olarak öne çıkar.

Dış Politika ve Diplomatik Hafıza: AB Bakanlığı ve Uluslararası Temsiller

AK Parti’nin dış politikası, kurulduğu günden itibaren “merkez ülke” yaklaşımına yaslanarak Türkiye’nin yalnızca bölgesel değil, küresel ölçekte etkili bir aktör olmasını hedeflemiştir. Bu vizyon, yalnızca dışişleri bakanları eliyle değil, partinin üst düzey yöneticileri ve temsilcileri aracılığıyla da inşa edilmiştir. Bu bağlamda Ömer Çelik’in Avrupa Birliği Bakanlığı dönemi, Türkiye’nin Batı ile ilişkilerinde hem yön değişikliğini yöneten hem de siyasi tonunu dönüştüren bir kırılma anıdır. Çelik, bu dönemde klasik “uyum politikası”nı değil, “eşit aktör” temelinde karşılıklı saygı esasına dayalı yeni bir söylemi öne çıkarmıştır.

Özellikle 15 Temmuz sonrasında Batı dünyasının Türkiye’ye yönelik sergilediği tutarsız, gecikmeli ve zaman zaman küçümseyici tepkilerine karşı Ömer Çelik’in geliştirdiği dil, yalnızca savunmacı bir tepkiyi değil, AK Parti’nin Batı ile ilişkilerde kendi kavram setini kurma çabasını da ortaya koymuştur. “Türkiye, Avrupa ailesinin bir üyesi olmak için değil, kendi geleceğini daha sağlam inşa etmek için reform yapmaktadır” gibi söylemleri, AB sürecinin bir dış baskı değil, içsel meşruiyet aracı olarak yeniden konumlandırılmasına hizmet etmiştir. Bu yaklaşım, AK Parti’nin Avrupa ile ilişkilerini edilgen bir pozisyondan çıkararak, özneleştiren bir dil inşasına dayanmaktadır.

Ömer Çelik’in AB Bakanlığı sadece teknik müzakere süreçleriyle sınırlı kalmamış, aynı zamanda Avrupa kamuoyuna dönük güçlü bir siyasi anlatı geliştirilmesini de kapsamıştır. Ankara-Brüksel hattında gerilimin tırmandığı dönemlerde Çelik’in medya üzerinden verdiği mesajlar, Türkiye’nin Batı nezdinde haksız bir biçimde yalnızlaştırılmasına karşı güçlü bir refleks göstermiştir. Bu dönemde sıklıkla dile getirdiği “çifte standart” eleştirisi, yalnızca diplomatik bir sitem değil, Türkiye’nin artık daha dik durarak kendi tezlerini savunan bir aktör olduğunu gösteren stratejik bir pozisyon alıştı.

Dış politikada öne çıkan bir diğer yönü de Ömer Çelik’in çok taraflı platformlarda Türkiye’yi temsil etme kapasitesidir. NATO Parlamenter Asamblesi, Türkiye-ABD Parlamentolararası Dostluk Grubu ve çeşitli uluslararası delegasyonlarda gösterdiği performans, onun sadece teknik dosyalara hâkimiyetini değil, aynı zamanda diplomasi becerisini de ortaya koymuştur. Türkiye’nin sadece müttefiklik ilişkilerine değil, çıkar temelli çok yönlü diplomasisine dayanan yeni yönelimi içinde Çelik’in rolü kurucu bir nitelik taşır.

Burada dikkat çekilmesi gereken bir başka nokta ise, Çelik’in dış politikada “kimlikli bir duruş” sergilemesi; yani reelpolitiği merkeze alırken ilkeli tutumdan taviz vermemesi. İsrail-Filistin meselesi, Suriye krizi, göç ve mülteciler konusunda dile getirdiği insani vurgular, Türkiye’nin çıkarlarının ötesinde değer temelli dış politika perspektifinin AK Parti içinde nasıl yankı bulduğunu da göstermektedir. Bu yönüyle Çelik’in yaklaşımı, sadece güvenlikçi değil, aynı zamanda medeniyetçi bir perspektifin dış politikaya taşınmasıdır.

Kültür ve Kimlik Üzerinden AK Parti’nin İdeolojik Çizgisine Katkısı

AK Parti’nin kurulduğu günden bu yana üzerinde titizlikle durduğu meselelerden biri de Türkiye’nin kültürel kimliğinin yeniden tanımlanması ve bu kimliğin çağdaşlıkla çatışmayan, fakat kökleriyle barışık bir formda siyaset sahnesine taşınması olmuştur. Bu bağlamda kültür politikaları, sadece bir “tanıtım faaliyeti” olarak değil, aynı zamanda “siyasi meşruiyetin” ve “toplumsal aidiyetin” inşa edildiği zeminler olarak değerlendirilmiştir. Ömer Çelik’in Kültür ve Turizm Bakanı olarak yürüttüğü çalışmalar ve bu döneme ait söylemleri, AK Parti’nin bu kültürel hassasiyetini teorik ve uygulamalı düzeyde derinleştiren bir çabayı temsil eder.

Ömer Çelik, Kültür Bakanlığı’nı teknik bir idare pozisyonu olarak değil, bir “kültürel tahayyül alanı” olarak görmüştür. Bu nedenle döneminde öne çıkan projeler yalnızca fiziki restorasyonlar veya festival organizasyonlarıyla sınırlı kalmamış; kültürün bir milletin hafızasını taşıyan, onu geleceğe bağlayan ve toplumsal birliği derinleştiren bir anlam taşıdığı ısrarla vurgulanmıştır. “Kültür bizim varoluş tarzımızdır” şeklindeki beyanları, bu yaklaşımın temel ifadesidir. Kültürel mirasın korunması kadar, yerli sanat üretiminin teşviki, düşünce hayatının desteklenmesi ve geleneksel unsurların çağdaş araçlarla yeniden yorumlanması onun döneminde öncelik kazanmıştır.

Çelik’in en çarpıcı katkılarından biri, kültürün yalnızca geçmişin birikimi değil, aynı zamanda bugünün siyasal kimliğini şekillendiren bir güç olduğunu fark etmesidir. Bu bağlamda onun kültüre dair yaklaşımı, AK Parti’nin “medeniyet siyaseti” olarak adlandırdığı ideolojik çerçeveyle birebir örtüşür. “Medeniyet” vurgusu, Batı tipi seküler moderniteye karşı, Anadolu merkezli bir alternatif düşünce dünyasının varlığını öne çıkaran bir siyasal ve kültürel söylemdir. Çelik’in konuşmalarında bu söylemin hem teorik hem de değer temelli bir anlatımla işlendiği görülür. O, medeniyet kavramını sadece nostaljik bir geçmiş güzellemesi olarak değil, bugünün siyasal krizlerine anlam üreten bir referans havuzu olarak ele alır.

Özellikle Batı merkezli kültürel üstünlük iddialarına karşı geliştirdiği söylem, özgüvene dayalı bir karşı duruş taşır. “Kültürel eşitlik olmadan siyasal eşitlik mümkün değildir” sözü, onun sadece bir siyasetçi değil, kültürel haysiyetin savunucusu olarak da pozisyon aldığını gösterir. Bu yaklaşım, AK Parti’nin sadece maddi kalkınma ile değil, manevi ve zihinsel inşa ile de ilgilendiğinin somutlaşmış halidir.

Ayrıca Çelik’in entelektüel arka planı, onu kültür alanında yüzeysel ya da popülist bir yaklaşım sergilemekten alıkoymuş; derinlikli, sabırlı ve kavramsal düzeyde güçlü bir duruş sergilemesini sağlamıştır. Nitekim gerek şiir, edebiyat ve sanat alanlarına olan ilgisi; gerekse siyasal söylemlerinde sıkça başvurduğu felsefi referanslar onun kültür anlayışının rastlantısal değil, bilinçli ve sistematik bir arayışa dayandığını ortaya koyar.

İç Politika ve Muhalefetle Siyasi Rekabetin Zihinsel Haritası

Türkiye’de siyasal rekabet, çoğu zaman söylem düzeyinde keskinleşen, kutuplaşma dinamikleriyle beslenen ve aktörlerin duruşlarını ideolojik temeller kadar stratejik tercihlerle de şekillendirdiği bir zeminde yürümektedir. AK Parti’nin bu zemindeki en temel iddialarından biri, “merkez siyaset”i temsil etmesi; yani hem muhafazakâr hem reformist, hem yerli hem küresel değerlerle müzakere edebilen bir siyasi çizgi kurabilmesidir. İşte bu denge noktasının korunmasında Ömer Çelik’in rolü, yalnızca bir sözcü ya da yönetici olarak değil, siyasi dengenin teorik temellerini üreten bir aktör olarak dikkat çeker.

Çelik’in iç politika söylemi, doğrudan cepheleştirici olmaktan ziyade, değer merkezli ve açıklayıcı bir üslup üzerinden şekillenir. Onun, muhalefet partilerine karşı yürüttüğü eleştiriler çoğu zaman “tarihsel bağlamı eksik okuma”, “sistemsel boşluk üretme” ya da “kurucu değerlerle kopukluk” eleştirileri üzerinden kurulur. Bu da siyasal rekabetin ideolojik zeminini sadece sloganlara değil, tarihsel sürekliliğe dayalı bir anlatıya yaslandırır. “Türkiye sadece iktidarın değil, muhalefetin de sorumluluk taşıdığı bir siyasal hafızaya sahiptir” benzeri ifadeleri, onun bu süreci sadece polemik üzerinden değil, yapıcı bir eleştiri biçimiyle ele aldığını gösterir.

Özellikle seçim süreçleri, anayasal tartışmalar ya da sokak olayları gibi gergin dönemlerde, Çelik’in açıklamaları AK Parti’nin kararlı ama sağduyulu pozisyonunu inşa etmede önemli rol oynamıştır. Gerilimden beslenmeyen, ancak ilkeli duruşundan da taviz vermeyen bu yaklaşım, onu sert rekabet ortamında “dengeleyici bir zihin” olarak öne çıkarmıştır.

AK Parti’nin “reformcu damarını” diri tutma çabasında da Çelik’in özel bir yeri vardır. Özellikle ifade özgürlüğü, insan hakları, sivil anayasa gibi başlıklarda yaptığı açıklamalar, partinin 2000’li yıllardaki reformist çizgisini unutmadan, yeni Türkiye paradigmasıyla nasıl sentezlenebileceğine dair ipuçları sunmuştur. Bu noktada, Çelik’in siyaset anlayışı sadece karşı çıkmakla değil, “ne önerdiğinle” de şekillenir.

Muhalefetle ilişkilerde dikkat çeken bir başka unsur ise, Çelik’in polemiğe dayalı değil, kavramsal üstünlük üzerinden kurduğu bir siyasi rekabet çizgisidir. Onun dilinde kavramlar sadece retorik öğeler değil; mücadele alanının temel yapı taşlarıdır. Örneğin, “vesayet”, “siyasi istikrar”, “güçlü yürütme”, “milli egemenlik” gibi kavramları yeniden çerçevelendirerek, yalnızca AK Parti’yi savunmakla kalmaz; aynı zamanda Türkiye siyasetinin hangi istikamete gitmesi gerektiğine dair bir harita çizer.

Bu bağlamda Ömer Çelik’in iç politikadaki en büyük katkısı, AK Parti’nin “ideolojik özgüvenini” ve “merkez iddiasını” diri tutmasıdır. O, partinin sadece iktidarda kalmasını değil, anlamlı bir siyasal varlık olarak toplumsal meşruiyetini sürdürmesini sağlayan kuramsal altyapıyı da üretmektedir. Kimi zaman sertleşen siyasal atmosferde, onun serinkanlı dili ve kavramsal derinliği, AK Parti’nin yalnızca eylemde değil, söylemde de merkezde kalabilmesinin anahtarı olmuştur.


Cihad İslam YILMAZ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın