Diplomasi Geleneğinin Yeniden İnşası: Antalya Diplomasi Forumu
Küresel siyasetin çok kutuplu bir denge arayışına girdiği, diplomatik normların sarsıldığı ve uluslararası örgütlerin etkinliğinin sorgulandığı bir dönemde, alternatif diplomasi platformlarına olan ihtiyaç giderek artmaktadır. İşte bu bağlamda Antalya Diplomasi Forumu (ADF), yalnızca bir etkinlik değil, aynı zamanda çağın ihtiyaç duyduğu yeni diplomatik paradigmaların arayışının mekânı olarak karşımıza çıkmaktadır.
Antalya’nın jeopolitik konumunun sunduğu tarihsel avantaj, Türkiye’nin çok yönlü dış politika anlayışıyla birleştiğinde, bu forumu klasik diplomasi gelenekleri ile çağdaş kriz yönetimi yaklaşımlarının kesişim noktasında konumlandırmaktadır. Forum, yalnızca devlet temsilcilerinin değil, düşünce kuruluşlarının, akademisyenlerin, genç liderlerin ve iş dünyasının da bir araya geldiği bir fikir iklimi yaratmaktadır. Bu yönüyle ADF, diplomasiyi resmi görüşmelerden ibaret gören geleneksel anlayışın ötesine geçerek, diplomasinin toplumsallaştığı, çeşitlendiği ve derinleştiği bir alan haline gelmiştir.
Küresel krizlerin her geçen gün daha karmaşıklaştığı, bilgi savaşlarının gerçek çatışmalar kadar etkili olduğu bir çağda, diplomasiye yüklenen anlam da dönüşmektedir. Eskinin kapalı kapılar ardında yürütülen temasları artık daha şeffaf, daha kapsayıcı ve daha çok aktörlü bir yapıya evrilmektedir. Antalya Diplomasi Forumu, bu evrimin sahnesi olmayı hedeflemekte; Türkiye’yi ise bu dönüşümün öncülerinden biri olarak konumlandırmaktadır.
Antalya Diplomasi Forumu’nun doğası, Türkiye’nin dış politikada benimsediği “akıllı güç” stratejisinin de bir yansımasıdır: Zorlayıcı araçlarla değil, fikir üretimiyle, arabuluculukla, diyalogla ve stratejik vizyonla etki oluşturma çabası. İşte bu bağlamda, ADF yalnızca bugünün diplomatik gereksinimlerine değil, geleceğin diplomasi anlayışına da yön veren bir inisiyatif olarak değerlendirilmelidir.
Antalya Diplomasi Forumu’nun kökenleri, Türkiye’nin son on yılda dış politika vizyonunda gerçekleştirdiği dönüşümle yakından ilişkilidir. Geleneksel olarak Batı merkezli diplomatik yapılarda yer almayı önceleyen Türkiye, özellikle 2010’lu yıllardan itibaren çok boyutlu bir dış politika anlayışını benimseyerek, kendi diplomasi platformlarını kurma arayışına yönelmiştir. Bu bağlamda 2021 yılında temelleri atılan Antalya Diplomasi Forumu, bölgesel ve küresel meselelerin açık yüreklilikle tartışıldığı, farklı perspektiflerin çarpıştırıldığı bir diplomatik platform olarak şekillenmiştir. Forumun kuruluş misyonu diplomasi kültürünü yaygınlaştırmak ve kamuoyunda diplomasi bilincini artırmaktır. Bu yönüyle ADF, klasik uluslararası konferansların ötesine geçen bir yapıya sahiptir.
Her yıl düzenlenen forumda, uluslararası krizlerin çözümüne dair yeni yaklaşımlar tartışılmakta, arabuluculuk pratikleri ele alınmakta ve çok taraflı işbirliklerinin önemi vurgulanmaktadır. Forumun her seferinde bir tema etrafında şekillenmesi, bu yapının tesadüfi bir buluşmadan ibaret olmadığını, aksine stratejik bir entelektüel çabanın ürünü olduğunu göstermektedir. Bu çerçevede Gazze’den Karadeniz’e, Sahraaltı Afrika’dan Balkanlar’a kadar geniş bir yelpazede konular ele alınmıştır.
Forumun özgün yönlerinden biri de farklı aktörlerin eşit söz hakkına sahip olmasıdır. ADF, sadece süper güçlerin sesinin duyulduğu değil, küçük devletlerin, bölgesel örgütlerin ve sivil toplum kuruluşlarının da katkı sunduğu bir çoğulculuğu esas almaktadır. Bu da onu, klasik güç hiyerarşisine dayalı uluslararası konferanslardan ayırmakta ve diplomaside katılımcı bir modelin örneği haline getirmektedir.
Kurumsal hafızasını güçlendirmesi ve her yıl oluşturulan politik tartışma çıktılarının takibi, ADF’yi uluslararası akademik çevreler ve düşünce kuruluşları için de önemli bir referans noktası haline getirmiştir.
Türkiye’nin önceki dış politika perspektifine “kamu diplomasisi”, “normatif aktörlük” ve “çok taraflılık” gibi kavramlar eklenmiş, diplomasi alanında bir çeşit paradigma genişlemesi yaşanmıştır. Antalya Diplomasi Forumu, işte tam bu geçişin arayüzünde durmaktadır. ADF, sadece karar alıcıların değil, düşünce kuruluşlarının, medya mensuplarının, akademisyenlerin ve gençlerin de dâhil olduğu çok katmanlı bir diplomasinin laboratuvarı niteliğindedir.
Jeopolitik Konumun Getirdiği Sorumluluk
Türkiye’nin jeopolitik konumu, onu tarihsel olarak bir geçiş ülkesi yapmıştır; fakat ADF ile bu geçiş hâli, pasif bir pozisyondan çıkıp aktif bir dönüştürücülüğe evrilmiştir. Türkiye artık sadece “doğu ile batı arasında bir köprü” değil, aynı zamanda bu iki dünya arasında yeni fikir akımlarını, uzlaşı kanallarını ve çözüm perspektiflerini tasarlayan bir aktör konumundadır. Forum, bu vizyonu pekiştirmekle kalmayıp uluslararası kamuoyuna da görünür kılmaktadır.
ADF, aynı zamanda Türkiye’nin Ankara merkezli bir “diplomasi ekosistemi” inşa etme çabasının parçasıdır. Bu bağlamda Forum, İstanbul Tahıl Anlaşması’ndan Libya’daki barış süreçlerine, Karabağ’daki çözüm arayışlarından Balkanlardaki diplomatik girişimlere kadar Türkiye’nin yürüttüğü arabuluculuk rollerinin meşruiyetini pekiştirme görevini üstlenmektedir. Forumda yapılan her temas, bu daha geniş çaplı diplomatik stratejinin bir tuğlası niteliğindedir.
Geleceğe Bakış: Diplomasi Nereye Evriliyor?
Antalya Diplomasi Forumu’nun istikrarlı yükselişi, aynı zamanda diplomasi anlayışında köklü bir evrimin işaretlerini taşımaktadır. Klasik diplomasinin kapalı kapılar ardında yürütülen, bürokratik protokollerle sınırlı dünyasından, daha açık, kapsayıcı ve fikir üretimine dayalı bir çok taraflılık modeline geçiş yaşanmaktadır. ADF, bu geçişin Türkiye merkezli en güçlü platformlarından biri hâline gelmiştir.
Geleneksel uluslararası örgütler — Birleşmiş Milletler, NATO, AGİT gibi yapılar — her ne kadar uluslararası hukuk ve düzenin temel taşıyıcıları olsa da, yaşadığımız çağın krizlerine yeterince hızlı ve etkili çözümler üretememektedir. Bu durum, devletleri ve devlet dışı aktörleri alternatif arayışlara yöneltmiştir. Antalya Diplomasi Forumu gibi dinamik ve esnek yapılar, klasik örgütlerin tamamlayıcısı hatta kimi alanlarda yerini alabilecek potansiyel platformlar olarak öne çıkmaktadır. Özellikle taraflar arası doğrudan temas, güven artırıcı söylemler ve kültürel diyalog gibi alanlarda bu tür forumların sağladığı manevra kabiliyeti, klasik yapılarda nadiren görülen bir avantajdır.
ADF, Türkiye’nin geliştirdiği “yeni diplomasi” tarzının da bir yansımasıdır:
- Çok boyutlu: Sadece devletler arası değil, düşünce kuruluşları, medya, STK’lar ve gençlerle birlikte yürütülen bir diplomasi.
- Çok merkezli: Batı-Doğu, Kuzey-Güney ayrımlarını aşarak küresel etkileşimi öne çıkaran bir yaklaşım.
- Çözüm odaklı: Krizleri teşhis eden değil, çözüm önerileri geliştiren ve bu önerileri siyasi iradeyle harmanlayan bir pratik.
- Yumuşak güç odaklı: Kültür, sanat, tarih ve ortak değerler üzerinden inşa edilen iletişim yolları.
Bu yaklaşım, Türkiye’nin diplomasi sahnesinde sadece bir “aktör” değil, aynı zamanda bir “oyun kurucu” haline gelme vizyonunun doğal uzantısıdır. ADF, bu vizyonun sahaya yansımış hâlidir. Bugünün diplomasisi yalnızca karar almakla değil, anlam üretmek, ortak zemin yaratmak ve empati kurmakla ilgilidir. Türkiye, ADF aracılığıyla bu yeni diplomasi dilinin sözcülerinden biri olma iradesini açıkça ortaya koymuştur.
Cihad İslam YILMAZ sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.