Sednaya: Bir Rejimin Vahşet Manifestosu

Sednaya: Bir Rejimin Vahşet Manifestosu

Sednaya Hapishanesi… Tarihin kara lekelerinden biri, insanlıktan nasibini almamış bir rejimin cehenneme çevirdiği bir mekân. Bu yazıyı yazarken elim titriyor, gözlerim doluyor. Hangi kelime bu vahşeti anlatabilir? Hangi cümle, orada yaşanan acıları tarif edebilir?

Hapishane kapısı açıldığında gördüğüm ilk şey iki yaşlarındaki bir çocuktu. Utandım.. Yerin dibine geçmek istedim. Çünkü insanlık, o çocuğun orada olmasına izin vermişti. İnsanlık o çocuğun karanlık bir zindanda büyümesine seyirci kalmıştı. Bir çocuğun, hayatının ilk anlarını cehennemde yaşaması, hepimizin utancıydı. O minicik ellerin tuttuğu tek şey karanlıktı. O çocuğun gözlerinden okunan korku, bana insanlığın yükünü hissettirdi. Omuzlarımda taşıyamayacağım bir utanç yükü, yüreğimde onarılamaz bir yara…

Sednaya, bir hapishane değil, bir şeytan çemberiydi. Esad rejiminin “adalet” anlayışının ete kemiğe bürünmüş haliydi. Yerin metrelerce altında, çıkışı olmayan labirentlerde ölmeyi kurtuluş olarak gören insanlar vardı. Suçsuz yere, yıllarca, onyıllarca orada tutulanların sesi dünyaya ulaşamadı. Biz, refah içerisinde yaşarken, kimileri “rejim öyle istediği için” pres makinelerinde ezildi. Evet, pres makinelerinde ezildi! Gözünüzde canlandırabiliyor musunuz? Bir insanın pres makinesinde yavaş yavaş ezilerek can verdiğini… İnsanlık adına bundan daha büyük bir utanç olabilir mi?

Hapishanenin karanlık köşelerinden asitle eritilmiş cesetler çıkarıldı. O cesetler, bir zamanlar umutla hayata bakan gözlere, sevdiklerine sarılmak isteyen bedenlere aitti. Binlerce kafatası, rejimin vahşetiyle son bulmuş binlerce mahkumun kalıntısı bulundu. Yılları aşan bir dehşetin izleriydi bunlar. İşkence merkezleri, karanlık zindanlar, çıkışı olmayan labirentler… İnsanların gün ışığını hayal etmekten bile vazgeçtiği karanlık delikler.

Ve bütün bunların ötesinde; çocuklar! Evet, çocuklar doğdu o cehennemde. Sednaya’nın çamur ve kan karışmış duvarları arasında, bir annenin feryadıyla hayata merhaba diyen çocuklar. Babası belli olmayan, tek suçları Esed rejiminde doğmak olan bu bebekler gün yüzü göremedi. Tecavüzün, işkencenin, korkunun mirasıydı onlar. O hapishane, insanlığın en kötü yüzünü çocuklara miras bıraktı. Bir çocuğun ilk nefesini aldığı yer, insanlık onurunun yerle bir edildiği bir işkence odasıydı.

Ellili yılları aşan mahkumiyetler vardı. Suçsuz yere, bir rejimin korku politikaları için hapsedilen insanların sessiz haykırışı… Bazıları, tırnaklarıyla kazıyarak, ışık aramak için ellerini kana bulamaktan başka çare bulamayanlardı. Yıllar içinde işkenceyi norm haline getiren karanlık, oradaki mahkumların insanlık kavramını dahi unutturdu. Geriye sadece acı ve hayatta kalma içgüdüsü kalmıştı.

Sednaya’da sadece bedenler değil, umut da katledildi. Orada bir insanın ne kadar acıya dayanabileceği sınandı. Her feryat, soğuk taş duvarlara çarpıp geri dönerken, orada yankılanan tek şey çaresizlikti. Hapishanenin derinliklerinden yükselen haykırışlar, rejimin zalim çarklarında yok olup gitti. Onların sesi, bizim sessizliğimizle birleşti ve tarihin en kara lekelerinden birini oluşturdu.

Rejimin çökmesiyle ortaya dökülen bu vahşet, insanlığımızı sorgulattı. Çünkü en şiddetli çığlıklara dünyanın kulakları tıkandı. Yardım çığlıklarını duyamadık, duysak bile bir şey yapamadık. Sednaya’nın korkunç tarihine dair her yeni detay, insanlık onuruna indirilmiş bir darbe gibiydi. Her yeni bilgi, insan olmanın ağırlığını biraz daha artırıyordu. Dünya sessiz kaldı. İnsanlık, Sednaya’da kayboldu.

Sednaya, sadece Esad rejiminin değil, bütün insanlığın çöküşünü simgeliyor. Orada yaşananlar, insanlık adına işlenmiş en büyük günahlardı. Şimdi soruyorum: Biz, ne yaptık? Bu kadar çığlığın arasında neden sustuk? Bir şeytanın rejiminin çarkları arasında ezilen insanların kaderine neden sessiz kaldık?

Esad sadece bir zalim değil, insanlığın kirli tarihindeki en aşağılık figürlerden biri. Rejimi yıkıldı, evet, ama geride bütün insanlığı utandıracak bir miras bıraktı. Sednaya’dan çıkarılan her ceset, her kemik, her gözyaşı, insanlığın ortak utancı. Biz, bu sınavı kaybettik. Bir dünya böyle bir cehenneme izin verdi ve bu, hepimizin suçu.

İşte bu yüzden, yazarken boğuluyorum. Yardım çığlıklarına sağır kalarak yaşamış olmaktan utanıyorum. Sednaya’nın duvarlarında yankılanan feryatlar, yüreğimi dağlıyor. Elimde olan tek şey, bu satırlar. Ama bu yeter mi? Sednaya gibi bir utancı anlatmaya hangi kelime yeter ki? Bu yazı, o cehennemin sadece gölgelerini anlatabilir. Sednaya’yı gerçekten anlamak, insanlığımızı sıfırdan sorgulamayı gerektirir.


Cihad İslam YILMAZ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın