Türkiye’nin Artan Askeri Kapasitesi ve Erdoğan’ın İsrail’e Yönelik Müdahale Uyarısı

Türkiye’nin Artan Askeri Kapasitesi ve Erdoğan’ın İsrail’e Yönelik Müdahale Uyarısı

1948’de İsrail’in kurulmasıyla birlikte, Filistinlilere yönelik insan hakları ihlalleri ve şiddet olayları artarak devam etmiştir. İsrail’in kuruluşundan bu yana Filistin topraklarında uyguladığı baskıcı politikalar, yerleşim yerlerinin yıkımı, zorla göç ettirmeler, Gazze’ye uygulanan abluka ve sivil halkın hedef alınması, bu sürecin bir parçası olarak görülmektedir.  

İsrail’in Filistin’e yönelik uygulamaları, uluslararası hukuk ve insan hakları normlarına aykırı olarak değerlendirilmiştir. Özellikle 2008-2009, 2012, 2014 ve 2021 yıllarında Gazze’ye yönelik düzenlenen geniş çaplı askeri operasyonlar, sivil halkın büyük zarar görmesine yol açmıştır. Bu operasyonlar sırasında yüzlerce çocuk ve kadın dahil binlerce Filistinli hayatını kaybetmiş, on binlercesi yaralanmış ve binlerce ev yıkılmıştır.

İsrail’in uyguladığı bu politikalar, birçok uluslararası insan hakları örgütü ve gözlemci tarafından soykırım suçu olarak nitelendirilmektedir. İsrail’in Filistinli nüfusu sistematik olarak yok etmeye çalıştığı, bu süreçte askeri güç kullanımı, ekonomik abluka ve yerleşim yerlerinin genişletilmesi gibi yöntemlerle Filistinlilerin yaşam alanlarının daraltıldığı ifade edilmektedir.

İsrail’in 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana Gazze’de sürdürdüğü saldırılar, bölgedeki insanlık dramını gözler önüne serdi. Saldırılar sonucunda yaklaşık 40 bin Filistinli hayatını kaybetti, 90 bin kişi yaralandı ve 2 milyon kişi yerinden edildi. Özellikle çocuklar, bu saldırılarda en büyük mağduriyet yaşayan kesim oldu. Sadece son dört yılda Gazze’de öldürülen çocuk sayısı, daha önceki yıllarda savaşlarda ölen çocuk sayısından fazlaydı.

Gazze’deki altyapı, saldırılar nedeniyle büyük ölçüde tahrip oldu. Okullar, hastaneler ve su arıtma tesisleri gibi temel hizmetlerin verildiği binalar kullanılamaz hale geldi. Elektrik ve su kesintileri, salgın hastalıkların yayılma riskini artırdı. Özellikle Gazze’deki El-Ehli Hastanesi’ne yapılan saldırı, bölgedeki sağlık hizmetlerinin ne kadar zor durumda olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Sivil halk önce güvenli bölgelere(!) gönderildi sonrasında buralarda katledildi.

İsrail’in saldırıları, sadece askeri hedeflerle sınırlı kalmadı; hastane ve okul gibi dokunulmaz alanlar da hedef alındı. Örneğin, yerinden edilen Filistinlilerin sığındığı Hadice Okulu, İsrail bombalarıyla yerle bir edildi. Bu tür saldırılar, uluslararası hukuka aykırı olmasının yanı sıra, binlerce masum insanın hayatını daha da zorlaştırdı.

İsrail’in saldırıları, sadece Gazze ile sınırlı kalmadı. Batı Şeria’da da çatışmalar arttı ve buradaki yasadışı yerleşimciler ile Filistinliler arasında gerilim tırmandı. İsrail hükümeti, Batı Şeria’da birçok Filistinliyi tutukladı ve evlerini yıktı. Bu durum, bölgedeki insani krizin boyutlarını daha da genişletti.

Bu süreçte, evlerini kaybeden binlerce aile insani yardıma muhtaç hale geldi. Özellikle çocuklar ve yaşlılar, bu şiddet ortamında en çok etkilenen kesimler oldu. Gazze’de çocuklar, açlıkla imtihan veriyor; sağlık hizmetlerinden mahrum kalan yaşlılar ise hayatta kalma mücadelesi veriyor. Bölgeye insani yardımın girmesi bile engelleniyor.

Batı’nın Tutumu

Batılı devletler, İsrail’in Filistin’e yönelik politikalarına karşı genellikle iki yüzlü bir tutum sergilemiştir. Bir yandan insan hakları ve uluslararası hukukun savunuculuğunu yaparken, diğer yandan İsrail’e karşı somut bir adım atmaktan kaçınmışlardır. ABD, İsrail’in en büyük destekçisi olarak, BM Güvenlik Konseyi’nde İsrail’e yönelik yaptırım kararlarını sürekli veto etmiştir. Avrupa Birliği ise zaman zaman eleştirilerde bulunsa da, ekonomik ve siyasi ilişkilerde İsrail’i cezalandırıcı adımlar atmaktan kaçınmıştır.

Bu durum, Batılı devletlerin çifte standart uyguladığı ve İsrail’in Filistinlilere yönelik insan hakları ihlallerini görmezden geldiği yönündeki eleştirileri artırmaktadır. Batı’nın bu sessizliği ve kimi zaman İsrail’e verdiği destek, Filistin halkının maruz kaldığı zulmün devam etmesine zemin hazırlamaktadır.

Türkiye’nin Diplomatik ve İnsani Yardımları

Türkiye, Filistin davasına en güçlü desteği veren ülkelerden biridir. Diplomasinin her alanında Filistin’in haklarını savunan Türkiye, BM’de ve diğer uluslararası platformlarda İsrail’in uygulamalarını sürekli olarak gündeme getirmiştir. Türkiye’nin bu tutumu, Filistin halkının uluslararası arenada yalnız olmadığını göstermesi açısından büyük önem taşımaktadır.

İnsani yardım konusunda da Türkiye, Filistin’e en büyük destek sağlayan ülkelerden biridir. Gazze’deki insani krizlerin hafifletilmesi amacıyla Türkiye, sağlık, eğitim, altyapı ve diğer alanlarda birçok projeyi hayata geçirmiştir. Türk Kızılayı ve TİKA gibi kuruluşlar aracılığıyla Gazze’ye gönderilen yardımlar, binlerce Filistinlinin hayatını kolaylaştırmıştır.

Askeri Müdahale Uyarısı

Türkiye, son yıllarda sınır ötesi askeri kapasitesini önemli ölçüde artırmış ve milli savunma sanayisinde büyük gelişmeler kaydetmiştir. Bu gelişmeler, Türkiye’nin askeri stratejilerini daha etkin bir şekilde uygulamasına ve bölgesel güç dengelerinde önemli bir aktör haline gelmesine katkı sağlamıştır. Özellikle insansız hava araçları (İHA) ve silahlı insansız hava araçları (SİHA) konusundaki ilerlemeler, Türkiye’nin askeri operasyonlardaki etkinliğini artırmıştır. Ayrıca, Türkiye’nin yerli ve milli savunma sanayi ürünlerinin çeşitliliği ve kalitesi, dışa bağımlılığı azaltmış ve kendi kendine yeterli bir savunma altyapısı oluşturmasına yardımcı olmuştur.

Türkiye, Libya ve Karabağ’da yürüttüğü askeri operasyonlarla bölgesel dinamikleri değiştirmiş ve stratejik hedeflerine ulaşmada önemli adımlar atmıştır. Libya’da Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne (UMH) verdiği destekle Hafter güçlerinin ilerlemesini durduran Türkiye, Doğu Akdeniz’deki varlığını pekiştirmiştir. Karabağ’da ise Azerbaycan’a verdiği askeri destekle Ermenistan’a karşı elde edilen zaferde kritik bir rol oynamıştır. Bu operasyonlar, Türkiye’nin bölgesel etkinliğini artırmış ve askeri kapasitesinin ne kadar güçlü olduğunu göstermiştir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İsrail’in Filistin’e yönelik katliamlarının devam etmesi halinde Türkiye’nin askeri müdahalede bulunabileceğini ifade etmiştir. Erdoğan’ın bu söylemi, Filistin davasına olan desteğin somut bir şekilde gösterilmesi açısından dikkat çekicidir. Filistin’e yönelik desteklerin sadece diplomatik ve insani yardımlarla sınırlı kalmayabileceğini, gerektiğinde askeri seçeneklerin de gündeme gelebileceğini göstermektedir.

Türkiye’nin sınır ötesi askeri kapasitesinin artması ve milli savunma sanayisindeki gelişmeler, Kudüs özelinde Mescid-i Aksa’nın özgürleştirilmesi misyonunu gerçekleştirme potansiyelini de beraberinde getirmektedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ifade ettiği askeri müdahale seçeneği, Türkiye’nin bu konuda ne kadar kararlı olduğunu göstermektedir. Türkiye, tarihi ve dini bağları nedeniyle Kudüs’ün ve Mescid-i Aksa’nın korunması için güç biriktirmekte ve gelecekte bu misyonu gerçekleştirebileceği sinyalini vermektedir.


Cihad İslam YILMAZ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın